05.11.2026
CHP Grup Başkanvekili Serkan Sarı:
- “Ev sahibi olma hayali bitti, vatandaş kışın cezaevine girip barınabilmek için Cumhurbaşkanına hakaret etmeyi planlar hâle geldi!”
- “Son 10 yılda kiralar 38 ila 51 kat arttı; Ankara Sincan’da ve İzmir’de kiralar rekor kırarken, ortalama kira bedelleri emekli maaşlarını aştı.”
- “Dul ve yetim aylıkları kiranın yüzde 70’ini bile karşılamıyor; 100 öğrenciden sadece 8’i KYK yurtlarında barınabiliyor.”
- “30 yıl çalışan bir asgari ücretlinin ikramiyesi 990 bin TL, 4 milyon TL’lik evin aylık kredi taksiti ise 107 bin TL; emeklinin ev alması imkânsız!”
- “Fon krizinde 9,5 trilyon lira buharlaşırken kaynak var diyen iktidara çağrı: Kiralık sosyal konut projelerini derhal hayata geçirin!”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili ve Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlediği basın toplantısında derinleşen barınma ve konut krizini gündeme getirdi. Merkez Bankası ve TÜİK verileri ile saha gerçeklerini karşılaştırarak kira ve konut fiyatlarındaki fahiş artışları rakamlarla ortaya koyan Sarı; emeklilerin, öğrencilerin, dar gelirlilerin, dul ve yetimlerin yaşadığı mağduriyetleri aktardı. Konuşmasının sonunda CHP’nin 8 maddelik sosyal konut ve barınma çözüm paketini kamuoyuyla paylaştı. Sarı, konuşmasını vefatının yıl dönümünde eski Genel Başkan Bülent Ecevit’i anarak tamamladı. CHP Grup Başkanvekili Serkan Sarı’nın açıklamaları şöyle:
EMEKLİLERİMİZ, ÖĞRENCİLERİMİZ, İŞÇİLERİMİZ NE YAZIK Kİ BARINMA KRİZİYLE KARŞI KARŞIYA
Evet, değerli basın emekçisi arkadaşlarım, hepiniz toplantımıza hoş geldiniz.
Bugün tabii gündemimizin değişmeyen maddesi fon krizi. Görünen o ki uzunca süre bu gündemden uzaklaşamayacağız; ama bir taraftan da toplumsal meselelerimizi de gündeme getiriyor, buralara da dikkat çekiyor olmamız gerektiğini vurgulamak isterim.
Bugün gündemimizde konut krizi, kira, mülkiyet hakkı gibi birçok konuda vatandaşlarımızın geçmişten bugüne kaybettikleri değerlerini öne çıkaran bir açıklama planlıyorum. Bugün birçok vatandaşımız ne yazık ki ev sahibi olma hayalini bile kaybetmiş durumdalar. Daha önceden "Birikim yaparım, ev alırım" diyenler bugün "Evimde kalabilir miyim? Kirada oturduğum evden atılmadan bu evde yaşamaya devam edebilir miyim?" diye hesap yapmaktalar. Emeklilerimiz, öğrencilerimiz, işçilerimiz ne yazık ki barınma kriziyle karşı karşıya.
Bir ülkede ev sahibi olamıyorsanız —daha doğrusu ev sahibi olma hayali kuramıyorsanız— iktidarın ekonomik anlamda bu toplumu ne kadar yoksullaştırdığının da önemli bir göstergesidir. Keza kirasını ödemekle ilgili sorun yaşıyorsa vatandaş, o zaman o ülkede sosyal bir çöküşün de olduğunu hep birlikte görüyoruz ve beraberinde de yaşıyoruz. Düşünün ki bir vatandaş barınma imkânını bulamadığı için "Kış geliyor, hava soğuyor" diye Cumhurbaşkanına hakaret ederek cezaevine girmeyi planlıyor. Keza zaten biliyorsunuz, Cumhurbaşkanı ile ilgili kurduğunuz her cümle tutuklanmak için en öncelikli gerekçelerden bir tanesi. Ve bu sebeple de 66 yaşındaki bir vatandaş bugün cezaevine hakaret suçundan giriyor. Bunu da kendisi bile isteye, arzu ederek yapıyor; çünkü barınacak bir yeri olmaması sebebiyle!
Evet, 24 yıllık AKP iktidarı konut politikasını oturtamadı. Şehirlerimizdeki şehirleşme planını AKP yaptı. Ekonomi politikalarını AKP yaptı. TOKİ programlarını, planlarını AKP yapıyor. Ama sonuçta bu sorunları çözebiliyor mu? Ne yazık ki ortada bir gerçek var ki çözülmüyor.
“MERKEZ BANKASI VERİLERİNE GÖRE KİRALAR 22 KAT, PİYASA GERÇEKLERİNDE 51 KAT ARTTI”
Niye böyle diyorum? Katlanarak büyüyen kira fiyatlarından kaynaklı bu konuya vurgu yapmak istiyorum. Merkez Bankası verilerine bakalım. Ya biliyorsunuz verilerin güvenirliğinden ne kadar emin olmasak da elimizdeki resmî veriler bunlar.
Merkez Bankası 2018'de ortalama kira fiyatını 1.150 lira olarak açıklamış. 2021'de bu 1.866 liraya gelmiş. 2026'da ise şu anda ortalama kira bedeli 25.012 lira olarak gözüküyor. Yani geldiğimiz noktada şu son 5-6 yıllık süreç içerisinde bile kira fiyatları neredeyse 21-22 katına çıkmış vaziyette. Yani 1.150 liradan 25.000 liraya kadar artan bir artıştan bahsediyorum. Şu 7-8 yıllık süreç içerisinde 22 kat artmış bir kira zammından bahsediyorum. Merkez Bankası verileri böyle.
Hani diğer verilere baktığımızda da, piyasa verilerine baktığımızda da bunun çok daha üstünde rakamlar görüyoruz. Hatta il il baktığımızda daha trajik rakamlarla da karşı karşıya kalıyoruz:
İstanbul'da bir Kadıköy veya Beşiktaş dediğimizde bu kira rakamları 65.000 liralar civarında ortalaması. Hani Esenyurt'a gittiğimizde 22.800...
Ankara'da Çankaya'ya baktığımızda 45.000 TL ortalama, ama Sincan'a gittiğimizde 25.000...
Balıkesir'de, memleketimden örnek verirsem de Balıkesir'de Burhaniye, Ayvalık gibi sahil bölgelerinde 25-30.000 TL olan kiralar biraz daha Dursunbey civarına geçtiğimizde 15.000 liralara, yani kırsala döndüğümüzde 15.000 liralara geriliyor.
Yani şunu demek istiyor aslında: "Parası olmayan vatandaş, şehirlerin kenarlarında, periferilerinde, ucuz mahallelerde yaşama hakkınız var sizin. Herkes her istediği yerde yaşayamaz. Paran yoksa istediğin her yerde yaşamaya da hakkın yok." Bu gerçeği ortaya koyuyor ve beraberinde de 10 yıllık kira değişimine baktığımızda katlanarak artan bir kira değişimi tablosu ortada.
Yine aynı verileri incelediğimizde Ankara'dan örnek vermek gerekirse: En ucuz ilçesi Sincan 400-500 liraydı. Bu 2016 yılından bahsediyorum. 400-500 liraya şu anda yemek yiyemiyorsunuz, karnınızı doyuramıyorsunuz. Öyle bir ekonomik krizle katlanarak gidiyor ki rakamlar, bugün geldiğimizde 25.000 TL; yani neredeyse 51 kat artmış durumda kira! Benzer bir tablo İzmir için de geçerli; 43 kat artışlar var. Yine Balıkesir'den örnek vermek gerekirse Dursunbey ilçemizde bundan 10 yıl evvel, 2016'da 250-350 lira civarında olan kira bedelleri bugün bunun telaffuzu bile komik olarak algılanabilecek düzeyde 15.000 liralara kadar, yani yaklaşık 45 kat artmış durumda.
Son 10 yılda kira artışları 38 ilde 45 kat arasında değişmiş durumda. Şu tablo gerçekten acı bir tablo. Kademe kademe, katlanarak, büyüyerek tahmin edilemeyecek seviyelere varan kira rakamlarından bahsediyorum. Bu rakamların hesabını vermek yerine sürekli mazeret üretiyorlar ki mazeretlerine de zaten karnımız tok.
Peki hangi emekli aylığı 51 kat arttı? Veya hangi işçinin alım gücü 45 kat arttı? Veya hangi öğrencinin bursu 41 kat arttı? Bugün bakanlıkların verileri de ortada. Bu yıl %100, sonraki yıl %30 zam olduğunda sanki fiyat düşüyor mu? Katlanarak büyüyor, artarak büyüyor ve sonuç itibarıyla da tahammülü zor bir noktaya geliyor. TÜİK verilerine göre konutlarda kira artışı şöyle yıldan yıla da baktığımızda: 2022'de %47, 2023'te %100'ün üzerine çıkmış bir artış oranı var. 2025'te %61. Yani sanki fiyat azalmış gibi algılanıyor ama kiranın artış hızı azalırken maaşın artış hızı çok daha hızlı azalıyor. Asgari ücretli mesela 2025 yılında %30, emekli %26 zam aldı ama kira artış oranları %60! Yani gelir artışının iki katı hızla eriyen, daha doğrusu artan kira maliyetleri var. Bu sebeple de bu anlamda bir tedbir alınması gerekiyor.
“EMEKLİNİN CEBİNDE KİRAYI ÖDEDİKTEN SONRA SADECE 334 LİRA KALIYOR”
Şimdi ben Balıkesir ilimden örnek vermek istiyorum. Kira fiyatları İstanbul, Muğla, İzmir, Antalya gibi sıraladığımızda Çanakkale, Aydın, Balıkesir, Ankara fiyatlar yukarıdan aşağıya doğru kademeli olarak belirleniyor ve yaklaşık rakamlarla —yani 45.000 liradan aşağıya doğru— ortalama rakamları bunlar. Yoksa bu rakamların çok üzerinde birçok ilde kira fiyatları. Balıkesir; Zonguldak ve Sinop'tan sonra emeklinin en çok yaşadığı 3’üncü il. Ama kira fiyatlarında Türkiye'de 7’nci sırada. Yani gelir dağılımı ve illerdeki ekonomik dağılımdan da bağımsız yürüyen bir süreç.
Bu sebeple emeklilerimiz baktığınızda aldıkları maaşla kiralarını ödemekte zorlanıyorlar. Bugün Merkez Bankası verisi "Aylık kira 25.000 TL" diyor, maaşı yetmiyor emeklinin; üzerine para eklemek zorunda kalıyor. TÜİK'e bakarsak TÜİK biraz daha makul demiş, cebinde kirayı ödedikten sonra 334 lira kalıyor emeklinin! Piyasaya bakarsak da emeklinin kirasını ödeyebilmesi için üzerine 6.500 liraya yakın bir para koyması gerekiyor. Bugün maaşlar kiraları karşılayamaz duruma gelmiş. Emekli aylıklarımız ne yazık ki bu rakamların çok altında. Bu aradaki rakamları tamamlamak için ısrarlı bir şekilde cebinden para koyuyor. Eğer bir emekliyse zaten maaşı yetmiyor, muhakkak çalışmak zorunda. İki emekliyse, emeklinin aldığı aylığın üstüne eşinden kalan parayı da ekleyerek anca kirasını tamamlıyor ki bu evin diğer masrafları nasıl karşılanacak, bunu da anlamak mümkün değil. Yani bunun hesabını kim nasıl yapıyor, bu gelir seviyesini nasıl dağıtıyor bilmiyorum.
Emeklinin geçinemediği, yaşam sıkıntısı yaşadığı bir dönemden geçiyoruz. Sağlık harcamaları var, ilaç var, beslenme var, ısınma ihtiyaçları var. Bu evlerin birçok ekstra gideri var; ama bu giderlerin hiçbiri ne yazık ki göz ardı edilmiş durumda ve bunları hesaba katan kimse yok. Bu sorunun aslında çözümü de var ama iktidarın bu anlamda odaklanmaktan çok uzak olduğunu biliyoruz.
Sadece sorun emeklilerde mi? Dul ve yetimlerin de durumu ortada. Bugün baktığımızda dul ve yetimler, ailesinden aldıkları maaş biliyorsunuz bağlanan maaşlar çok daha aşağıda normale göre maaşın; bir dul eş 11.760 lira, yetim çocuk 5.800 lira oluyor. Yani toplamda baktığınızda 17.000 lira gibi o aileye bir maaş giriyor. Ama ortalama rakamlara baktığımızda kiraya, kiranın %70'ini dahi karşılayamıyor! Yani barınma imkânını karşılayamayan bir maaştan bahsediyorum ben size. Kirası, bu çocukların okuma masrafları nasıl karşılanacak? Bu aileler niye bu şekilde yalnız bırakıldı? Bunu da tabii ki ben anlamakta güçlük çekiyorum.
“ERDOĞAN YILLAR ÖNCE NE SÖYLEDİYSE BUGÜN MİLLETİMİZE TAM DA ONU YAŞATIYOR!”
Şimdi tabii bunlarla ilgili eleştirilerimizi sürüyoruz, bir taraftan da çözüm üretmemiz lazım. Yani insanların kendi evlerinde yaşamaya ihtiyaçları var, konut sahibi olmaları lazım, barınacakları en azından güven içinde yaşayacakları bir eve kavuşmaları lazım. Ama bugün geldiğimiz noktada ne yazık ki bunu sağlamaları çok da mümkün gözükmüyor.
Konut fiyatları ile ilgili biliyorsunuz yaklaşık şu anda —o tabloyu da ben size bir bulayım— 2016 yılında konut fiyatları 245.000 lira civarındaydı. Bugün geldiğimiz noktada 2026'da ortalama verilerden bahsediyorum: 4.330.000 liralık bir rakamdan bahsediyorum. Yani asgari ücretli için bir konut sahibi olmak hayal! Yaşamazsa, yemezse, içmezse bu işi çözebilir. Ama asgari ücretlinin bugün bu anlamda ev alabilme hayalini çalmış bir iktidardan bahsediyorum.
Bu iktidarın başında kim var diye sorarsanız: AKP'nin Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan var. Ama Tayyip Erdoğan yıllar evvel il başkanıyken bugünü çok güzel anlatmış, onların sözleriyle özetlemek lazım aslında, altını çizmek lazım:
"Evin kirasını kim ödeyecek? Elektrik parasını kim ödeyecek? Suyun parasını kim ödeyecek? Çoluk çocuğun okul masrafını kim karşılayacak? Bu zalim yönetim bu aziz millete bir bardak çayla bir simidi layık görmüyor. İşte ekonomik durum bu" diyor.
Ey Tayyip Erdoğan! Tam da tarif ettiğini yaşatıyorsun bu ülkeye! Tam da eleştirirken kullandığın cümleler bugünü fazlasıyla anlatıyor. Hatta bu kelimeler bugünü anlatmaya yetmiyor bile. Aldığın yönetim ekonomik sıkıntılar içerisinde, bir krizde, kriz içerisinde olan bir ülkenin yönetimini aldın; güya yasaklar, yolsuzluklar, yoksulluk derken bugün daha ağır bir tabloya bu ülkeye teslim ettin!
“100 ÖĞRENCİDEN SADECE 8’İ KYK YURTLARINDA BARINABİLİYOR”
Öğrencilerimiz mağdur, emeklilerimiz mağdur, işçilerimiz, çalışanlarımız mağdur. Bugün geldiğimiz noktada 100 öğrenciden sadece 8 tanesi Kredi Yurtlar Kurumunda barınabiliyor. Ama bunun dışındaki öğrencilerimizin büyük bir çoğunluğu barınma kriziyle karşı karşıya. Çocuklar ve aileler üniversiteyi kazandıklarında sevinmek yerine "Bu çocuğun acaba barınma sorununu nasıl çözeriz? Yurt bulabilir miyiz? Uygun fiyatlı kiralık ev bulabilir miyiz?" telaşına düşüyorlar. Bu sebeple de çocuklarımız ne yazık ki sadece tabii bu kiradan ibaret değil, bu kiranın dışında okuma masrafları var; taşınma, emlak, elektriği, suyu, faturaları derken çocuklar aslında ciddi bir sorunla karşı karşıya kaldıklarını da vurgulamadan geçmek istemiyorum. Bir ev tutsalar 23.000 TL, çocuk başına 2-3 kişi kalsa 7.000 TL, diğer masraflarıyla 10-15.000 TL. Sadece çocuğun temel yaşam masrafları var ki birçok aile bunu karşılamakta zorlanıyor ve ne yazık ki çocuklarını kazandıkları okullara göndermekten de geri kalıyor veya vazgeçiyorlar.
Öğrencilerin barınma ihtiyaçlarını çözmek zorundayız, buna odaklanmak zorundayız. Öğrencilerimize sosyal konut yaratmalıyız. Üniversitede okuyan gencimiz barınma, beslenme sorunuyla, kaygısıyla yaşarsa eğitiminden uzaklaşır ve bu ülkede sağlıklı bir bilim, ilim ve eğitim verme şansımız kalmayacak.
Kirada oturan dar gelirli yurttaşlarımızın gelir düzeylerine göre kira yardımı yapılması gerekiyor. Bununla ilgili Meclisimize geçtiğimiz senelerde bir kanun teklifi vermiştim ama iktidar ne yazık ki bunu dikkate almadı; ki anayasal bir zorunluluk olmasına rağmen bunu dikkate almayan bir iktidardan bahsediyorum. Anayasanın 36. maddesinde "Herkes temel insani gereksinimlerini karşılayabilecek, insan haysiyetine yakışır bir biçimde konut ve barınma hakkına sahiptir" hükmü bulunmaktadır. Bunun gereğini yapmak gerekiyor. Bugün geldiğimiz noktada, ne yazık ki biraz önce bahsettiğim gibi, kiralardan, konutlardan, konut edinmeden kaynaklı yurttaşlarımız zor durumda. Devletin yurttaşlara barınma olanağını sağlaması gerekiyor. Devletin bu sorumluluğu yerine getirmek için düzenleyici tedbirler alması lazım. Konuşmamın sonunda neler yapılması gerektiğini de bir bir, tek tek, kalem kalem anlatıyor olacağım. Bu kanun teklifi devletin bu sorumluluk ve görevlerini yerine getirebilmesi amacıyla hak sahiplerine barınma yardımının verilmesi için hazırlanmış bir kanun teklifiydi. Ama ne yazık ki iktidar sahipleri bu anlamda sorumluluklarının farkında değil, bilincinde değil. Onların tabii odaklandığı, biliyorsunuz, şu anda bürokrasiye baktığımızda kişisel zenginleşme çabalarının dışında önlerinde herhangi bir hedeflerinin olmadığını da yakından görüyoruz.
“EV SAHİPLİĞİ ORANI DÜŞERKEN KİRACILIK ORANI %27’YE YÜKSELDİ”
Şimdi bir taraftan bu eleştiriyi sunuyorum, hani bu somut bir eleştiri, yani soyut bir iddiaya da dayanmıyor. Niye böyle diyorum? TÜİK'in konut durumuna bakıyorum: 2002 yılında ev sahibi olan hane oranı %73 iken bugün geldiğimizde 2025 yılında %57'lere kadar gerilemiş neredeyse. Veya kiracılarla ilgili duruma bakalım: Hani ev sahipliği oranı azalmış ciddi bir oranda, kiracı oranı da aynı oranda artmış. Tabii ki doğal olarak kiracılar da %18 civarındayken 2002 yılında, kiracı oranı bugün geldiğimiz 2025 yılında %27'lere kadar çıkmış. Neredeyse iki katına kiracılık oranı artmış. "Şu kadar konut yaptık, bu kadar kentsel dönüşüm yaptık" nümayişleri atanların aslında sonuca yönelik anlamlı bir eylemde de bulunmadıklarını hep birlikte görüyoruz.
Bu sebeple de ne yazık ki konut fiyatları katlanarak büyüyor. Çünkü bu konuda sağlıklı bir politika üretmeyen AKP iktidarı piyasanın kendi dengelerine bıraktığı için, piyasa kurallarıyla işletildiği için geldiğimiz noktada da —sadece 10 yıllık süreçten bahsetmek istiyorum size konut fiyatları ile ilgili— 2016 yılında 245.000 TL olan konut fiyatı 2026 yılına geldiğimizde 4.330.000 liraya yükselmiş durumda! Yani şu son 10 yılda %1.700 civarında, yani yaklaşık 17 kat konut fiyatlarında artış var; ama aynı oranda maaşlarda, gelirlerde bir artış yok. Böyle olunca da bu konutlara ulaşabilmek de çok mümkün değil.
Şöyle bir tablodan örnek vereyim: Konut fiyatlarındaki artıştaki sıçramayı görüyor musunuz? Yani olağan seyriyle ilerleyen bir artış, son dönemdeki yaşanılan krizlerle beraber katlanarak büyümeye devam ediyor. Bu da ne yazık ki vatandaşlarımızın gelirindeki artışın konut fiyatlarındaki artışla oransal olmaması sebebiyle konut hayali kurmaktan uzaklaştırıyor.
25 yıl çalışan bir asgari ücretli mesela emekli oldu, sizce ev alabilir mi? Alacağı ikramiye 825.000 TL civarında. Veya 30 yıl çalışsın, 990.000 lira civarında bir ikramiye alacak. E konut fiyatı 4 milyon liranın üzerinde! Bu evi alması için tabii ne yapması lazım? Kredi çekmesi lazım. Bugün asgari ücret 28.000 TL. 28.000 liralık bir maaşı olan ve yaklaşık işte 990.000 TL gibi bir ikramiye almış bir şahsın evini satın alabilmesi için ihtiyaç duyduğu krediyi çekmesi lazım. Tabii bu rakamları ödeyebilir mi, o ayrı bir tartışma konusu. Sonuç itibarıyla aylık taksitler yaklaşık 100.000 lira civarını buluyor burada bahsetmiş olduğumuz rakam. Yani bunları eğer sağlayabilirse de 154 ay boyunca taksit ödemek lazım. Yani 12 yıldan fazla, 12 yıl 10 ay emekli maaşını ve daha fazlasını krediye yatırması gerekiyor ve sonuçta da bir ev sahibi olabilecek! Muhtemelen evin sahibi olduğunda da zaten o emeklimizin ne yazık ki bu yaşamda kalamayacağını hep birlikte görüyoruz. 13 yıl boyunca kredi ödeyen bir emeklinin bu hikâyenin sonunda görüyoruz ki ne yazık ki evin tapusunu üstüne alabilecek ömrü de yetmeyecek gibi duruyor.
Sonuçta emeklilerimizin hayali ne yazık ki her geçen gün suya düşüyor. Çalışanlarımız emekli olduğunda huzur ve refah içerisinde yaşayabileceği günleri hayal ederken bugün "Kiralarımı ödeyebilir miyim? Evimden atılmazsam bu büyük bir başarı, evimin kirasını en azından ödeyeyim" kaygısıyla yaşıyorlar. Ama "Bir ev sahibi olayım" hayali kuran emeklinin ne yazık ki bu hayalleri suya düşmüş durumda.
2010 yılında üç emekli ikramiyesiyle alınabilecek olan bu konutlar bugün 4 emekli ikramiyesi bile yetmiyor ki! Bunu ben son 10 yıl verilerine ulaşabildik. Esas reel verileri hani kendi üzerimden örnek vermek gerekirse: Benim babam lise mezunu, ziraat teknisyeni bir emekliydi. Emekli olduğunda evimizi aldık, kendisine bir araba aldı, küçük de bir kahvehane işletmesi kurdu ve yaşamını böyle devam ettirdi. O gün bir emekli ikramiyesiyle bunları yapabiliyorken bugün ne yazık ki dört emekli ikramiyesi anca bir ev alabiliyor ki zaten dört tane emekli ikramiyesi de verilmiyor. Onların ikramiyelerini kendilerine yansıtmıyorlar ve bu sebeple de bu ağır tablo altında vatandaşlarımızın bunu karşılaması mümkün değil.
İşte biraz önce verdiğim örnekte: Aylık taksiti ortalama bir ev 4.300.000 liralık bir evin aylık taksiti, 10 yıl kredi çekerse 107.000 TL! Bunu hangi emeklimiz karşılayabilir, yani soruyorum size? Yaklaşık günün sonunda da 10 yılın sonunda —3 milyonluk ödeme planına baktığımızda— %20 peşin ödemesi gerekiyor, %80'ini kredi çekiyor. 3.464.000 TL kredi çekmesi lazım. Bunun karşılığında 9.400.000 lira faiz ödeniyor! Yani çektiği kredinin 3 katı faize gidiyor ve hikâyenin sonunda da eğer bunu başarabilirse, bütün güçlüklere rağmen ev sahibi olabilecek. Ama şu anki ekonomik tabloda da bunu başarabilecek bir emekli ne yazık ki kalmadı.
Çünkü sokakta yaptığımız ziyaretlerde ben hiçbir emekliden "Ev almak için para biriktiriyorum, ev alma hayalim var" diye duymuyorum. "Pazara gittiğimde sepetimi, markete gittiğimde market arabamı nasıl doldururum, torunuma nasıl harçlık veririm, çocuğumu nasıl okuturum" kaygısı var. Ülkenin gündeminde artık mülkiyet sahibi olma gibi bir hayal kalmadı.
“EV SAHİBİ İLE KİRACIYI BİRBİRİNE DÜŞMAN ETTİLER, DAVALAR 5 KATINA ÇIKTI”
Ve devamında da tabii ki yıldan yıla değişen uygulamalarla 2022 yılında biliyorsunuz krizle beraber kiralara bir sınır koyuldu, "%25'i geçemez" dendi. 2024 yılında bu kaldırıldı ama kiracılarla ev sahipleri arasındaki dava süreçleri katlanarak arttı ve büyüdü. Sonuç itibarıyla yaklaşık 2021 yılında 41.000 civarında kiracılarla anlaşmazlık dosyaları varken bugün 2025 yıllarına baktığımızda 216.000 davaya, yani 5 katına yakın bir artış yaşanmış durumda! Ne yazık ki bu düzen beraberinde de ev sahibiyle kiracıyı birbirine düşman etti, birbirine davalık etti, birbirleriyle çatışan yüz binlerce aileyi ortada bıraktı. Bunun sorumluluğu tabii ki bu düzeni kuran AKP iktidarında. Umut ediyoruz ki bu düzeni kuran AKP iktidarının düzenini bozmak da hepimizin boynunun borcu. Bu düzene karşı hep birlikte mücadele edeceğiz; emeklimizle, işçimizle, öğrencilerimizle, gençlerimizle bu bize mahkûm edilen bu düzeni yıkmak da bizim boynumuzun borcu.
“FON VURGUNUNDA 9,5 TRİLYON KAYBEDİLDİ, BU KAYNAKLA 4,5 MİLYON SOSYAL KONUT YAPILIRDI”
Şimdi bu işin çözümü olur mu? Bir de ona odaklanmak lazım. Tabii ki olabilir. Örnek alacağımız ülkeler var:
Örneğin Avustralya; OECD verilerine göre Avustralya'da sübvanse edilen, yani desteklenen kiralar normal konutların dörtte biri. Yani dört konuttan bir tanesi devlet tarafından destekleniyor ve ekonomik anlamda zorluk yaşayan vatandaşlara tahsis ediliyor.
Viyana'da sosyal konut payı %40'lara kadar dayanmış durumda. OECD verileri Viyana'daki konut ortalamasından bakıyorum mesela; destekli olan konutlar 550 Euro, diğer piyasa fiyatları 800 Euro’nun üzerinde. Yani yaklaşık 250-300 Euro’ya yakın ekonomik anlamda güçlük yaşayan ailelere destek veriliyor ve böylelikle de %30 civarında kiraların geriye düşürülmesi sağlanıyor.
Bunu sağlamak hepimizin elinde. Devletin bu anlamda evet, deprem konutları yapılıyor ama bir taraftan da deprem bölgesi olmayan bölgelerde de sosyal konutlarla ekonomik sıkıntıları yaşayan vatandaşlarımızın konut ihtiyacına çözüm üretebilir. Bunun için barınma sorumluluğunu çözmeye odaklanmış bir iktidara ihtiyacımız var. Eğer bunu sağlayabilirsek bu süreci çözebiliriz. Çünkü bunun çokça örnekleri var, yeter ki bunu isteyelim.
Eurostat 2025 verilerine göre Avrupa Birliği genelinde nüfusun %7,7'si gelirinin %40'ını kira gideri olarak veriyor. Türkiye'ye baktığımızda burada Avrupa'daki %40'lık oran %89'lara dayanmış durumda! Neredeyse gelirinin %90'ını kiraya harcamak zorunda kalıyor. Burada bir sorun olduğunu hepimiz herhalde bu rakamlara baktığımızda, sokağa baktığımızda, kiracılarla konuştuğumuzda anlayabiliyoruz. Bu anlamda da bir çözüm üretmek için hep birlikte çalışmak zorundayız.
Burada "Kaynak nerede?" sorusu ve itirazları geliyor biliyorsunuz. Ne zaman biz bir şey önersek, "Emekliye ikramiye verin" desek "İşte kaynak yok" deniyor. "Bugün sosyal konut yapın, kaynak yaratalım buraya aktaralım" desek "Kaynak yok" diyecekler. Ama biz kaynağı nasıl hızlıca bulduklarını bu fon krizinde gördük. Çok hızlı kaynak yaratabiliyorlar, bütün zararın karşılanacağı söyleniyor; işte 800 milyarlık, hatta 850 milyar, her hafta rakam artıyor. Sadece fondaki kayıptan bahsediyorum. Borsadaki rakamlara baktığımızda 8 trilyon 600 milyar civarında bir rakama tekabül ediyor. Bunları topladığımızda 9 trilyon 500 milyar gibi şu son 45 günlük süreç içerisinde piyasada kaybolan paradan bahsediyoruz. Ki bunları eğer bu kaynağı kaybetmeyip akılcıl bir sistemle, devletin gerçekten devlet gibi çalıştığı, denetim mekanizmalarının güven içinde işlediği bir sistemle bu ülke yönetiliyor olmuş olsaydı bu kaynak piyasada ve ekonomide kalacaktı. Yurt dışına gemilerle, arabalarla kaçırılan altınlarla, paralarla karşı karşıya kalmayacaktık. Bu kaynağı biz sosyal yardım amacıyla, sosyal konut amacıyla gariban vatandaşımıza kullanabilirdik.
Ve sonuçta da bunun maliyetine şöyle bir kısaca, kabaca baktığımızda: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın 100 metrekarelik bir daire için metrekare fiyatı 21.000 TL; yani 2 milyon 100 bin lira civarında bir maliyeti var, arsa ve KDV'ler hariç. Bu rakamlar üzerinden eğer devlet şu parayla bu işe el atmış olsaydı yaklaşık 4,5 milyon konut yapabiliyordu! Bu da neredeyse 13-14 milyon —yani 3 kişilik bir aile desek— 13-14 milyon insanın barınma sorununa çözüm üretmiş olacaktı.
Kaynak var mı? Kaynak var! Ama kaynakların kime, nasıl kullanılacağı konusunda ne yazık ki hepimiz gerçekleri görüyoruz. Bu kaynaklar artık son özellikle 10 yıllık süreç içerisinde AKP iktidarının ve yandaşlarının zenginleşmesine kullanılan kaynaklardır. Biz bu kaynakları sosyal devlet bilinciyle ve Cumhuriyet Halk Partisi kadrolarının devletçi anlayışıyla, kamucu anlayışıyla kamuya, vatandaşa aktarmak için çalışıyoruz. Bugün öneriyoruz, bugün kanun teklifleri sunuyoruz, önerilerde bulunuyoruz; ama o gün geldiğinde uygulayan olacağız. Biz bugün çözümü kimseden saklıyor değiliz. Bu millet için her türlü hizmeti vermeye de hazırız. Bununla ilgili de hazırladığımız kanun tekliflerini ısrarlı bir şekilde Meclis'e, çabalarımızla da basına ve sizlerle ve Meclis kürsüsünde de her alanda bunları dile getirmeye çalışıyoruz.
CHP’NİN BARINMA VE KONUT KRİZİNE KARŞI 8 MADDELİK ÇÖZÜM ÖNERİSİ
Sonuç itibarıyla toparlamamız gerekirse: Bu sorunun çözümü var mı? Evet, var!
Sosyal Kiralık Konut Programı: Türkiye'de uzun vadeli bir sosyal kiralık konut programı oluşturulmalı. TOKİ ve yerel yönetimler eliyle sadece satış amaçlı değil, konutları ve kredileri karşılayamayan insanların kiracı olarak kalabilecekleri kiralık sosyal konut projeleri derhal hayata geçirilmelidir.
Kira Yardımı: Asgari ücretli ve düşük gelirli kiracılara yönelik gelir düzeyi tespiti yapılarak asgari ücretlilerimize, düşük gelir seviyeli vatandaşlarımıza kira yardımında bulunulmalıdır.
Emekli ve Yetim Desteği: En düşük gelir grubu diye ifade ettiğimiz emeklilerimiz ve dul-yetim aylığı alan, geçiminde ciddi sorun yaşayan kitleye kira yardımıyla destekte bulunulmalıdır. Bunlarla ilgili kanun tekliflerimizi Meclis'e sunmuş vaziyetteyiz.
Öğrenci Konutları: Üniversite öğrencileri için kamu yurtları artırılmalı; yurtlar yeterli değilse sosyal konutlarla düşük kiralarla öğrencilerin barınabileceği alanlar yaratılmalıdır.
Piyasada Şeffaflık ve Atıl Konutlar: Konut piyasasında şeffaflık sağlanmalıdır. Boş konut, ikinci konut gibi atıl durumda kalmış olan konutların tespitleri yapılıp mülkiyet hakkını da koruyan, özendirici veya vergilendirici yasal düzenlemelerle bu konutlar toplum kullanımına kazandırılmalıdır.
İlk Ev Edinme Destekleri: İlk kez ev alacak dar ve orta gelirli vatandaşlarımız için konut arzını ve dengesini ekonomik seviyede kurgulayan projeler geliştirilmelidir.
Kentsel Dönüşüm ve Sosyal Altyapı: Sosyal konut üretimi deprem güvenliği, altyapı ve mahalleşme kültürüyle birlikte topyekûn bir dönüşümle ele alınmalı; düşük kira ve faiz imkânlarıyla vatandaşın barınma ihtiyacı çözülmelidir.
Devlet Güvencesi: Anayasal bir hak olan barınma hakkı kapsamında devlet, vatandaşının barınma olanaklarını insani haysiyete yakışır şekilde güvence altına almalıdır.
Son söz olarak şunu söylemek isterim ki: Ülkenin içinde bulunmuş olduğu bu krizi çözmek için elimizde imkânlarımız var, bu konuda bütçemiz var, kadrolarımız var ve çözüm önerilerimiz var. Bu çözüm önerilerini dikkate alırsak öğrencilerimizin, işçilerimizin, emekçilerimizin, dar gelirli vatandaşlarımızın, dul ve yetimlerimizin başını sokacakları bir konut imkânı sağlayabiliriz. Yoksa ilk açılışta vermiş olduğum örnek gibi insanlar kışın soğukta kalmamak adına Cumhurbaşkanına hakaret ediyor, suç işliyor ve cezai bir hüküm giyerek cezaevine girmeyi tercih ediyor.
Son olarak da bugün yaşamını yitiren Genel Başkanımız Bülent Ecevit'i sabah mezarı başında andık. Burada da onu yad ederek konuşmamı tamamlamak istiyorum. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Teşekkür ediyorum katılımcı arkadaşlarımıza. Sorusu olan varsa cevaplamak isterim. Çok teşekkürler arkadaşlar.
21.06.2023
21.06.2023
12.04.2023
02.04.2023
09.03.2023
04.03.2023
17.02.2023