06.03.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Parti Sözcüsü Zeynel Emre, Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında ülke gündemine dair değerlendirmelerde bulundu. Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın tutuklanmasından kamu bankalarındaki usulsüzlüklere, okullardaki güvenlik krizinden dış politikadaki liyakatsizliğe kadar pek çok konuya değinen Emre, "İşimiz çok, sorunları ve çözümleri biliyoruz" dedi.
31 Mart 2024 yerel seçimlerinden bu yana iktidarın halkın iradesini hedef alan politikalar yürüttüğünü vurgulayan Emre, şunları söyledi:
"MİLLİ İRADE KAVRAMINI DİLİNDEN DÜŞÜRMEYENLER, MİLLETİN İRADESİNE SAVAŞ AÇTI"
Değerli basın mensupları, ekranları başında bizleri izleyen kıymetli yurttaşlarımız, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi sürekli milli irade, milli irade diyor. Bu kavramı dilinden düşürmüyor. Ancak 31 Mart 2024 seçimlerinden bu yana milletin iradesine karşı savaş açmış durumda. Bakın, milletin oylarıyla seçilmiş belediye başkanlarını sırf Cumhuriyet Halk Partili oldukları için, sırf halkın menfaatini düşündükleri için elindeki yargı gücünü kullanarak hapse atmaktadır. Bunun son örneğini de Bolu Belediye Başkanı Sayın Tanju Özcan’da gördük. Bolu halkının yarısından fazlasının oyunu iki kere alarak seçilen belediye başkanımız ki memnuniyet oranlarında yüzde 80 civarında memnuniyet oranı var. Halk çok memnun belediye başkanımızdan ve sudan gerekçelerle belediye başkanımız tutuklandı.
"TANJU ÖZCAN’IN 'SUÇU' ÖĞRENCİYE BURS VERMEK!"
Peki, hangi gerekçe gösterildi? Efendim Tanju Özcan’ın suçu geliri olmayan, iyi durumda olmayan öğrencilere burs vermek. Bakın bunun için, bu amaçla, bu maksatla bir vakıf kuruluyor. Bu vakıfta AK Partilisi de var, MHP'lisi de var, Şoförler Odası var. O ildeki farklı sendikalardan kimseler var. Bolu'da ticaret yapan bazı şirketlerin buraya bağış yapması isteniyor. Efendim neymiş oradaki üç harfli marketler hani meşhur ya onlardan bazılarının sözüm ona şikâyeti varmış. Bu şikâyet üzerine yani bizi bağış yapmaya zorladı diyor öğrencilere burs verilmek amacıyla. Müfettişler tarafından inceleme yapılıyor. Bu inceleme sonrasında da 17 Kasım 2025 tarihinde soruşturma izni verilmemesine karar veriliyor. Bakın soruşturma izni verilmemesine karar veriliyor. Normalde herhangi bir suçlamadan ötürü iki kez soruşturma olmaz. Aynı konu, aynı gerekçe. Buna karşın Cumhuriyet Başsavcılığı öfkesi var, kini var. Anlatacağız nedenini de.
"HUKUKSUZLUĞUN ARKASINDA KARTALKAYA YANGINI SORUŞTURMASI VAR"
Bir el devreye giriyor 2 Aralık'ta başka bir yazı gönderiliyor. Ama bu tabii Tanju Özcan’a bildirilmiyor. Tabii minare çalan kılıfını da hazırlar mantığıyla Tanju Özcan'ı tutuklamayı kafaya koymuşlar. Peki, neden ne dediğimizde biliyorsunuz Bolu Kartalkaya'da çok büyük bir yangın gerçekleşti. Orada çok sayıda yurttaşımız, çocuklar, kadınlar hayatını kaybetti. İktidarın sorumluluğundaki alanda, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın sorumluluğundaki alanda gerekli önlemler alınmadığı için o yaşamlar son buldu. Oradaki soruşturma dosyasında bu başsavcı ilgili bilirkişilerin objektif bir şekilde görevini yaparken Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın sorumluluğunu göstermesin diye baskı yapıyor ve bilirkişiler görevden el çektiriliyor, istifa ediyor. Bunun üzerine Tanju Özcan bu başsavcı hakkında HSK'ya suç duyurusunda bulunuyor. Bakın, suç duyusunda bulunuyor ve sonrasında başına gelen de bu.
Peki, biz başsavcıyı inceliyoruz, bakıyoruz kimdir, nedir diye. Çok ilginç değerli arkadaşlar bir cumhuriyet başsavcısı, Türkiye Cumhuriyeti'nin başsavcısı 6 yaşındaki çocuklar evlenebilir diyen Nurettin Yıldız'ın bir paylaşımını da retweet etmiş, paylaşmış sosyal medyasında. Bakın bir Cumhuriyet Başsavcısından bahsediyoruz. İşin geldiği noktaya bakın.
"BİZİ YARGILAYACAK SALONLARI BİLE YOK, DURUŞMALAR CANLI YAYINLANSIN"
Değerli arkadaşlar, değerli basın mensupları. Tabii tek bir yerden saldırı yok. 9 Mart'ta İBB dosyası olarak bilinen ve onlarca belediye başkanımız, belediye bürokratı, 400'den fazla sanığın yargılanacağı dava başlıyor. Ben bir önceki basın toplantılarımdan birinde demiştim ki böyle bir yargılama Türk yargı tarihinde yok. İşte 4 bin sayfa iddianame yaklaşık, bu kadar sanık, 100’ü tutuklu. Her birinin üç avukatı gelecek, basın gelecek, aileler gelecek. Türkiye'de böyle bir salon yok. Bize özgü, Cumhuriyet Halk Partileri yargılamak için aynı Yassı Ada mahkemesi gibi bir mahkeme yapıyorlar. Onu da yandaş firmaya hani ihaleye fesattan yargılıyorlar ya. Yandaş firmaya sürekli bu iktidar, bu bakanlık tarafından, TOKİ tarafından açılan ihalelerden pazarlık usulüyle ihale alan bir firmaya veriyorlar. Ama öylesine büyük beceriksizlik var ki mahkeme salonunu bitiremediler. Şu an o mahkeme salonunun inşaatının en az 3 ay olduğu söyleniyor. Dolayısıyla göreceksiniz bizim sığamayacağımız oradaki sanıkların, avukatların, izleyicilerin, basın mensuplarının sığamayacağı başka bir salonda duruşma başlayacak.
Biz bu nedenle buradan da söylüyoruz: Cumhuriyet Halk Partisi’ni kimse bahane etmesin. Bu dar salonlar olduğu için de öyle kitlesel büyük çapta bir çağrı da yapmıyoruz. Duruşmalara gelmesi gerektiği kadar gelecek. Orada göreceğiz bakalım. Hani demişlerdi ya “560 milyar TL çaldılar, kamu zararı var, MASAK raporu var, araba dolusu para taşındı, parkelerin altından dolar çıktı, kasaların içinden dolar çıktı, lüks araç koleksiyonları çıktı.” Daha neler neler. Dünya kadar yalan, iftira. İşte o nedenle “canlı verin” diyoruz. Herkes izlesin. Biz orada olan biteni halkımızla paylaşmaya devam edeceğiz.
“BANKALAR KANUNU HİÇE SAYILIYOR”
Değerli arkadaşlar, şimdi itirafçı ifadesiyle Sayın İmamoğlu’nu tutukladılar değil mi? İtirafçı ifadesine dayanarak suçlama, iddianame yazıyorlar. Peki, biz bu itirafçı ifadelerinin zorla alındığını, baskıyla, mal varlığına yönelik tehditle, tutuklama tehdidiyle alındığına yönelik çok sayıda açıklamayı yaptık, duyumları anlattık. Peki, şimdi hani nasıl bu iktidar döneminde devletin her kurumu kendi çiftliklerine çevrildi; kamu bankalarında da aynı şey söz konusu. Vakıfbank, Halkbank ve Ziraat Bankası’nın ki bu ay içerisinde genel kurullarının yapılması bekleniyor. Başarısız, kendilerine yakın kimseleri sürekli koltuk vermek telaşıyla istedikleri pozisyonlara getiriyorlar. Niye bunları yapıyorlar? Bankalar kanununu bile hiçe sayıyorlar. Şimdi söyleyeceğim. Yandaş firmalara fonlama yapılıyor, batık krediler yüzdürülüyor. Siyasi torpille liyakatsiz kişilerin atandığı kamu bankaları da noter gibi çalışıyor açıkçası.
“VAKIFBANK GENEL MÜDÜRÜNÜN İFADESİ ALINDI MI, SAVCILIK ÇAĞIRDI MI?”
Değerli arkadaşlar, bakın Türkiye’de finansal durumu güçlü ve köklü firmaların kredi bulamadığı ortamda yaşanan siyasi nepotizmi sizlerle paylaşacağım. Bakın bankacılık kanununa göre banka genel müdürlerinin ne mezunu olması lazım? Hukuk, iktisat, maliye, bankacılık, işletme, kamu yönetimi ve dengi dallardan en az lisans düzeyinde. Mühendislik alanlarında lisans düzeyinde öğrenim görenler ise bu belirttiğim alanlarda lisansüstü eğitim alması gerekmekteki bir bankaya genel müdür olarak atanabilesiniz. Neye göre? Bankacılık Kanununa göre. Peki, Vakıfbank’ın 2019 yılından bu yana genel müdürlüğünü yapan Abdi Serdar Üstünsalih… Baktık atandığı zaman fizik mezunu. Kanuna göre atanabiliyor mu? Atanamıyor. Peki bu kimse hala da görevde. İBB dosyasında adı geçiyor bu kişinin. Ne deniyor efendim? Hani gizli tanık, itirafçı ifadelerinden bahsediyoruz ya, bu kişinin yurtdışında kaçak olan Murat Gülibrahimoğlu’nun uçağına bindiği, ona keyfi krediler verdiği iddia ediliyor. İtibar edilen tanıklardan birinin, itirafçılardan birinin ifadesine göre. Peki, bu ifadeler doğrudur, ben bu adam içeri atılsın demiyorum. Ancak bu adamın ifadesi alındı mı, savcılık çağırdı mı? Alındıysa ne dedi, ifadesi nerede? Bunun da yetkililer tarafından açıklanması lazım.
"ZİRAAT VE HALKBANK ZARAR REKORU KIRIYOR, ZARAR BÜTÇEDEN ÖDENİYOR"
Değerli arkadaşlar, bakın burada durum böyle de diğer bankalarda farksız mı? Bakıyorsunuz 2025 yılında bütün bankalar kar ederken Ziraat Bankası ve Halkbank kamu zararı açıklıyor. Ziraat Bankası 182 milyar zarar, Halkbank'ta yaklaşık 60 milyar görev zararı açıklanmış. Bu zararda bütçeden ödeniyor. Şimdi çiftçinin, köylünün bankası olarak Ziraat Bankası'nın başındaki genel müdür de 4 yıldır orada. Madem başarısız, madem zarar etmiş. Öyle ya ki biz burada biliyorsunuz Ziraat Bankası kamuoyunda Demirören Holding'in bankası olarak biliniyor. Niye? Çekilen bir 800 milyon dolar kredi var. Bir yayın organı alınsın, bir yandaş medya daha yapılsın diye çekilen kredi var. Bu kredi bir türlü ödenmiyor, yapılandırılıp duruyor.
“YURTTAŞIN PARASIYLA VERİLEN KREDİ NEDEN TİCARİ SIR OLSUN!”
Bizzat ben bunu Sayın Mehmet Şimşek'e sordum. Kendisi de cevap verdi. Neymiş efendim? Ticari sırmış. Bu borç ne durumda, ne miktarda güncel, ne kadar ödendi diyoruz. Ticari sır diyor. Allah aşkına kıymetli yurttaşlarımız sizin paralarınızla verilen bu kredi niye ticari sır olsun? Çiftçinin bankası, Ziraat Bankası çiftçiye değil de yandaşa çalıştığında bu sorulduğu zaman bunun neresi ticari sır? Biz hep diyoruz Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında liyakate göre, bankacılık kanununa göre bu ülkenin yetişmiş pırpır bankacılarına yer var. Liyakatli insanlar görev alır. Oradaki zararlar kapatılır. Bizim bankalarda güreşçilere ihtiyacımız yok. Liyakatli kimselere ihtiyacımız var.
"DIŞ POLİTİKADA NEPOTİZM: 11 BÜYÜKELÇİNİN 9'U DIŞİŞLERİ KÖKENLİ DEĞİL"
O nedenle her kurumda olduğu gibi burada da bir kez daha ifade edelim. Gerçek liderlik yukarıdan atanmaz. Aşağıdan onay alır. Siz bir göreve birini getirdiğinizde onun aşağısında görev yapan herkes ya evet bu liyakatli kimsedir duygusunu alması gerekir. Peki, bizim bu alandaki bankacılık sektöründeki bu bahsettiğimiz nepotizm farklı alanlarda aslında Adalet ve Kalkınma Partisi'nin çeyrek yüzyıldır atadığı, belirlediği her alanda benzer. Rektör atıyor, benzer yandaş atıyor. Büyükelçi atıyor, yandaşını atıyor. Liyakate göre atamıyor. Bakın içinde bulunduğumuz durumda bölge ateş çemberi. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a saldırısı var. İran'ın egemenliğine yönelik saldırısı var. Binlerce insan yaşamını yitirdi ve önümüzdeki dönemde de çok büyük acılar yaşanabilir. Böylesine bir ortamda bize düşen, burada diplomasiye ağırlık veren, orada bu çatışma ortamının saldırının son bulması için İran halkıyla dayanışma göstermek. Ancak tabii bu saldırıların başında Dışişleri Bakanı Sayın Fidan bunu kınayan açıklama yaptı ama geçtiğimiz günlerde yapmış olduğu açıklama açıkçası çok üzücü. Çünkü diyor ki sen ev ödevini yapıp yeteneklerini geliştirmediysen İsrail'e, Amerika'ya orada ağız dalaşına bile girmemen lazım. Yani bunun Türkçesi Mazlumlar dünyası Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'e biat etsin. Hani mazlumların yanındaydınız siz. Bir ülkenin yeterli silahı yoksa, F35'i yoksa, yeterli füzeleri yoksa, hava savunma kalkanı yoksa zalim bir devlet gelip de onu bombalama hakkına sahip midir? Burada ev ödevinden bahsediliyor. Peki, bu kadar ateş çemberi bir ortamda Sayın Fidan ev ödevini yapmış mı? Orada dışişleri bakanı, inanamadım ben gerçekten izlerken, dışişleri bakan yardımcısı televizyona bağlanıyor. Kıyafeti, oradaki duruşu Allah aşkına kime güven verir? Bu ne gayri ciddilik? Spor yorumcuları bile öyle bağlanmaz televizyona. Siz nasıl bakan yardımcısı oldunuz? Kim sizi o görevlere getirdi? Böyle olunca da arkadaşlarla dedik ki ya bizim şu Ortadoğu'daki büyükelçilere bir bakalım tekrardan kim bunlar? Bu kadar tehlikeli bir durum. Çatışmaların olduğu yerdeki en liyakatli insanların görev yapması gerektiği yerlerdeki büyükelçiler. Arkadaşlar bakın, 11 büyükelçinin 9'u dışişleri kökenli değil. 11 büyükelçinin. Tek tek söyleyeyim. Tahran Büyükelçisi Millî Eğitim Bakanlığı'nda uzun süre çalışmış. Katar Büyükelçisi Mustafa Göksu; Tevfik Göksu'nun kardeşi hayatı ticaretle geçmiş ilahiyat mezunu. Kuveyt Büyükelçisi Tuğba Nur Sönmez. Adalet ve Kalkınma Partisi genel merkezinde çalışmış. Yine dışişleri kökenli değil. Birleşik Arap Emirlikleri Büyükelçi Lütfullah Göktaş ilahiyat mezunu, Erdoğan'ın basın danışmanlığını yapmış. Yine dışişleri kökenli değil. Suudi Arabistan Riyad Büyükelçisi Emrullah İşler Adalet ve Kalkınma Partisi'nin milletvekilliği yaptı, ilahiyat mezunu yine dışişleri kökenli değil. Yani insan ilahiyat mezunu olabilir ama böylesine bir durumda dışişlerinde görev yapacak kimsenin uluslararası ilişkiler mezunu olması lazım, siyaset bilimi mezunu olması lazım. O alanda yetişmiş olması lazım. Farklı ülkelerde görev yaptığını bilmemiz lazım. Sırf kendi yandaşınıza koltuk vereceksiniz diye Türkiye'yi böyle ateşe nasıl atarsınız? Umman Büyükelçisi Muhammed Hekimoğlu Arap Dili ve Edebiyatı mezunu. Dışişleri kökenli değil. Ürdün Büyükelçisi Yakup Caymazoğlu yine dışişleri kökenli değil. Başbakanlık basın biriminde çalışmış. Sadece üç ülke var dışişleri kökenli olan. Pardon iki yer. Irak, Bağdat ve Lübnan büyükelçileri. Şimdi diplomasiye bu kadar ihtiyaç duyulan, bu kadar tehlikeli, bu kadar hassas bir süreç yaşarken Türkiye Cumhuriyeti sizin yaptığınız atamalar böyle nepotizm kaynıyor. Hep bakıyorsunuz abi, kardeş, akraba ilişkileriyle yapılan atamalar.
Değerli arkadaşlar, bakın bu ahbap çavuş ilişkileri gerçekten o kadar zarar veriyor ki ülkemize. Yani her alanda bunu görüyoruz. Bankacılıkta görüyoruz, dışişlerinde görüyoruz, içişlerinde görüyoruz. Her alanda bunu görüyoruz. Biz burada diyoruz ki Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bu ülkenin kurumsal ve saygın yapısını güçlendirmemiz lazım ve bizim hariciyemiz liyakate dayalı atamaların yapıldığı günler. Bunlara az kaldı. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında buna çok dikkat edeceğiz.
"EMEKLİMİZ AÇLIĞA MAHKÛM, FAİZE GİDEN PARA 450 MİLYAR TL"
Değerli basın mensupları, geçtiğimiz günlerde tabii biz hep diyoruz ekonomik olarak vatandaşlarımız zor durumda. Bu ülkenin asgari ücretlisi, 9,5 milyon insan asgari ücrette maaş alıyor. 17 milyon emekli var ülkede. Ortalama maaşları çok düşük. En düşük emekli maaşı 20 bin lira. 5,5 milyon insan böyle maaş alıyor. Genelde 23 bin lira, 25 bin lira geri kalanda. Oldukça düşük. Ve emekliler için de diyoruz ki 4 bin lira zam yapma, bu yeterli değil. Sayın Güler geçen gün diyor ki sıkıntılı durumdayız. Abdullah Güler Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı mecliste. 4 bin liradan daha fazla zam yapmayacağız ilave. Mehmet Şimşek'i dinliyoruz. Bakın ne demiş. Türkiye yüksek gelirli ülkeler grubuna dahil oldu. Öyleyse bu rakamlar ne? Yani 4 bin lirayı alan bir emekli ne yapacak bu parayla? 2 kilo et alsa, 1 kilo baklava alsa para bitti. Yani Diyarbakır'da ailesinin yanına gittiğini düşünün İstanbul'dan gidiş dönüş bilet alsa yolda 21 saat hiçbir şey yememesi lazım. Normal şartlarda Türkiye'yi uzaya çıkaran Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı emekliye, yoksula para vermeye gelince orada yok. Zorluklarımız ortada.
Değerli arkadaşlar, bakın biz sadece Ocak ayında bu ülkenin faize ödediği para 450 milyar TL. buna baktığınız zaman tabii faiz lobisi yani bu durum zenginin daha çok zenginleştiği, yoksulun daha fazla yoksullaştığı, her bir adımda açıkçası varlıklı kesimin o yüzde 1'lik kesimin varlığına varlık kattığı, rakamları böyle şişirirsiniz siz, oynayarak şişirirsiniz ama geniş halk kesimlerinin ezildiği bir dönemdeyiz. Ve biz orada şunu söylüyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Bakın değerli yurttaşlarımız, emekli vatandaşlarımız, biz diyoruz ki en düşük emekli aylığını asgari ücrete sabitleyeceğiz. Her bayramda da bir asgari ücret emekli ikramiye vereceğiz. Bu ülkemizde kaynak var. Kaynakların yönetimi sorunu var. Önceliklerinize göre sizin önceliğiniz bu ülkenin yoksul kesimi, işçisi, emeklisi, garibanı değilse rakamlar böyle olur. TÜİK verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 31,53 oldu. Aylık artışta 2,96. Yani neredeyse 3. Şimdi bunu Ocak ayındaki artışla birlikte topladığınızda 7,8'e ulaşıyor. Bu ne demek? Siz sadece yılın ilk iki ayında, yıl sonunda amaçladığınız, iddia ettiğiniz enflasyon rakamına 2 ayda yarısına ulaşmış oluyorsunuz. Nasıl sizin hedefiniz tutacak? Yıl sonu hedefinin tutmasına bu şartlarda imkân yok. Tabii bu güven meselesi burada baktığınız zaman bugün bu ülkede yaşayan herkes üretici, çiftçi, vatandaş herkes biliyor ki bu hedefler tutmayacak. Çünkü ülkenin ekonomisi buz pistinde dönen bir arabaya dönmüş durumda. TÜİK'in açıkladığı, iktidarın görmek istediği enflasyon bile artık yüzde 30'larda durmuş durumda. Ki birçok farklı kurum bunu yüzde 50'lerin üzerinde ölçüyor. Ancak TÜİK verilerine göre bile kira enflasyonu yüzde 54, eğitim enflasyonu yüzde 56, gıda enflasyonu yüzde 36. Yani aslında dar gelirlerinin yaşadığı enflasyon rakamı zaten yüzde 50'nin üzerinde. Çünkü en öncelikli şeyler bunlar. Harcaması gereken kalemler. Siz enflasyonun düşmesi için hiçbir bilimsel iktisadi politikayı yapmayıp da halkın sırtına binen diğer yandan da yandaşın kılına dokunmayan, onun borcunu affeden, fakirden al zengine ver, mazlumdan al zalime ver politikanıza devam ederseniz ondan sonra kendinize günah keçisi ararsınız. Bir şey tutturmuşlar. Efendim gıda fiyatları artınca marketler suçlu. Market zincirleri suçlu. İyi de şimdi buna politik olarak yaklaştığınızda biz mahalle aralarındaki küçük esnafın, KOBİ’lerin bu büyük marketlerin altında ezilmemesi için iktidarı uyardık ve dedik ki hipermarketler yasası olarak bilinen 6585 sayılı perakende ticaretin düzenlemesi hakkındaki kanun başta olmak üzere pek çok düzenleme yapılması lazım. Yaptılar mı? Yapmadılar. Şimdi de günah keçisi arıyorlar. Siz bunu yarattınız. Şimdi organize gıda perakendesi olarak bilinen bu mağazalar bakın rakamlar verelim. Ortak market araştırmaları perakende raporuna göre 2026 yılında 60 bin adede dayanmış. 2014 yılında neydi? 19 bin. Pazar payları yüzde 77. Sen yarattın bu düzeni. İktidar yarattı. Çeyrek yüzyıldır sen yönetiyorsun. Sen bunları büyütüyorsun. Sadece bir tanesinin 80 binden fazla çalışanı var. Tabii belirsizlik ortamında girdi maliyetleri belli değil, öngörülemiyor. Fiyatlar kontrol edilemiyor. Buralarda denetim olmalı. Tabii hukukla olmalı. Dolaylı vergiler düşürülmeli. Tarımsal üretim, katma değeri yüksek üretim, istihdam desteklenmeleri. Yani bu KOBİ’lerle mahalle arasındaki o küçük esnafla market arasındaki haksız rekabet sistemine son verilmeli. Orada bir politika geliştirilmesi lazım. Şimdi hal böyle. Kendi yarattığın düzen, kendi yarattığın düzendeki zincirden işin sorumlusu olarak belirliyorsun. Yani biz defalarca söyledik, defalarca anlattık. Biriken kurumlar vergisini pat diye siliyorsunuz yandaşların. Bakıyorsunuz zaten yıl içinde milyarlarca kar etmiş kimseler, şirketler.
"OKULLARA 65 BİN UZMAN ÇAVUŞ GÜVENLİK GÖREVLİSİ OLARAK ATANACAK"
Biz her toplantımızda bu ülkenin içinde bulunduğu şiddet sarmalı ve bunun ortaya çıkacağı sonuçlar, tehlikeleri işaret ediyoruz. Ben bir önceki toplantımda dedim ki bakın veriler şunu gösteriyor. Sokak çeteleri, şiddet olayları. Biz Güney Amerika ülkeleri gibi oluyoruz. Normal olmayan rakamlar var. Ceza dosya sayılarında, soruşturma numaralarında, vakalarda. Uyarıyoruz ve diyoruz ki ya iktidar hiçbir şey yapmıyor bu konuda. Bu konuda çalışmak lazım. En son neyi yaşadık? Fatma Nur Öğretmen, Çekmeköy'de biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik. Yani bu olay yaşanmadan diyor ki okullarda can güvenliğimiz yok. Kendisi bizzat söylüyor bir yıl önce. 44 yaşında ve 17 yaşındaki bir kimse tarafından öldürülüyor. Biz bu sorunları dile getiriyoruz. Yani Millî Eğitim Bakanlığı, Aile Bakanlığı önlem alması lazım. Sürekli toplumu kutuplaştıracak açıklamalar görüyorsunuz Millî Eğitim Bakanlığı'ndan. Kendi alanı dışındaki işler. Peki, böyle olunca dedik ki son bir ayda bir bakalım başka nerede şiddet olayları var. Bakın Mersin Anamur'da bir okul müdürü 12 yaşındaki öğrenci tarafından silahlı saldırıya uğramış ve ağır yaralanmıştı. Sadece son bir ay içinde. Samsun'da spor müsabakasında hem okul koridorlarında öğretmenler veliler tarafından darp edildi. Görüntüler düştü. Yine Ankara'da sınıf öğretmenlerinin karşılaştığı zorbalık, taciz sosyal medyada paylaşılıyor ki buralarda bu şekilde geniş alt kesimlerine ulaşıyor. Bakın sadece bir ay içinde say bitmez. Tabii milleti yoksulluktan koruyamayan, kadınları şiddetten koruyamayan, gençleri uyuşturucudan koruyamayan, vatandaşı suç örgütlerinden koruyamayanlar şimdi artık öğretmenlerinde okulda hayatını koruyamaz hale geldi.
Değerli arkadaşlar, Genel Başkanımız açıkladı. Eğitimcilerle, sendikalarla görüşüyoruz. Okullarda toplam 65 bin güvenlik görevlisine ihtiyaç var. Şimdi bizim Türk Silahlı Kuvvetlerinde ordumuzda görev yapan uzman çavuşlarımız var. Biliyorsunuz bunların devlete bir taahhüdü var girerken. Diyor ki 7 yıl çalıştıktan sonra ayrılma izni veriyor. Ve bunların önemli bir kesimi işte başvuruyorlar duyuyoruz. Belediyelerde zabıt olmak istiyorlar, farklı alanlara girmek istiyorlar. Ama doygunluğa ulaşmış durumda. İşte tam da burada bir fırsat var. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında 65 bin uzman çavuş okullarda bu tip durumlarda önlem amaçlı güvenlik görevlisi olarak görevlendirilecek. Uyuşturucuya karşı, şiddete karşı zaten eğitim almış, yetkinliği olan kimseler bu şiddet olaylarının yaşanmaması için önlem alacak. Dolayısıyla hem velilerin içi rahat edecek hem de öğretmenlerimizin içi rahat edecek.
"CHP İKTİDARINDA KADINA ŞİDDETE İLİŞKİN CEZALAR MUHAKKAK ARTIRILACAK"
Bu olayın bakıyoruz aynı isimde çok acı Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki kızı. Hatırlarsanız çok yakın bir zaman diliminde bir adliye binasının önünde öldürülebiliriz, tehdit alıyoruz. Veryansın eden, kızının kendisini de eskiden taciz eden kişi tarafından taciz edildiğini söyleyen Fatma Nur Çelik ve kızına ait cansız bedenler Zeytinburnu Kazlıçeşme sahilinde bulundu.
Şimdi değerli arkadaşlar, bakın bu kadar böyle tesadüf falan olmaz. Ve bu tip olaylar yaşanıyor. İktidar ne yapıyor dediğimizde zaten yaşanana kadar bir şey yapmıyor. Yaşanınca da ilk aldığı karar yayın yasağı. Üstünü örtmeye çalışıyor. Mahkemelerde tabii duruşması, yargılaması olduğunda gizlilik kararı. Peki, Aile ve Sosyal Hizmet Bakanlığı ne yaptı? Hemen medya suçlanıyor. Yani daha ortada bu acılar tazeyken kadına karşı şiddet işte İstanbul Sözleşmesinden çıktılar. Bu iktidar döneminde çok büyük oranlarda kat ve kat artış gösterdi. Adeta pandemi gibi. Bakın pandemi gibi kadına karşı şiddet. Rakamlara baktığımız zaman şehrin merkezlerinde katlediliyor. Kadın dernekleri federasyon verilerine göre 2025'te 391 kadın cinayeti işlendi. Anıt sayaca bakarsak 457 can var ve bunların yüzde 41'i de evli oldukları kimseler tarafından öldürüldü. Nedeni ne dediğimizde tabii İstanbul Sözleşmesi gibi sözleşmelerden çıkılırsa, gerekli yasal düzenlemeler yapılmazsa, olan yasal düzenlemeler ve tedbirlere ilişkin yapılması gerekenler yapılmazsa cezasızlık, iyi hal indirimleri ne yapıyor? Bu kadına korku veriyor, katile cesaret veriyor. Aile Bakanlığı, bakın biz diyoruz ki burada bizim bir şey yapmamız lazım. Bu konu yaşanıyor. Birkaç gün önce mecliste diyoruz ki gelin bunu meclis olarak araştıralım. Hemen parmaklar kalkıyor. Cumhur ittifakı mensupları, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partiler red, araştırmayalım, önlemler almayalım. Hemen red. Meclis bu konuda çalışmasın. Genel Başkanımız da açıkladı değerli arkadaşlar. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bizim birincil meselelerimizden biri de bu olacak. Şiddete ilişkin cezalar muhakkak artırılacak. Kadının siyasal, sosyal ve ekonomik alanda güçlenmesi için bütün engelleri kaldıracağız. Koruma kararı ihlal edilenlere ağır yaptırımlar uygulanacak. Kadın sığınma evleri ve psikososyal destek politikaları oluşturulacak. Caydırıcı cezai yaptırımlar olacak. Eğitim sisteminde toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının önemi vurgulanacak.
Son olarak şunu söylemek istiyorum. Kıymetli yurttaşlarımız, işimiz çok. Sorunları biliyoruz, çözümleri biliyoruz. Halkımızla birlikte sandığı bekliyoruz.
Teşekkür ederim değerli arkadaşlar katıldığınız için. Sorular varsa alabilirim.
"ORGANİZE KÖTÜLÜĞE KARŞI ORGANİZE İYİLİKLE HAZIRIZ"
Soru- Efendim 9 Mart'ta başlayacak olan seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve aynı zamanda 15,5 milyon oyla ön seçimden çıkmış Ekrem İmamoğlu davası görülecek. Bu davaya Cumhuriyet Halk Partisi'nin belli bir hazırlığı var mı? Projesi var mı? Çünkü çok önemli bir dava olduğunu addediyorsunuz. Çünkü onlarca tutuklu var, belediye başkanı var, belediye meclis üyeleri var, bürokratlar var, şoförler var. Bu davayla ilgili son gelişmeler nedir?
Zeynel Emre- Tabii bir hazırlık yaptık. Çok olağanüstü bir durum olduğu için duruşma salonuna yakın bir yerde orada bir dayanışma merkezimiz olacak. Orada hem aileler hem ilgili milletvekilleri, Genel Başkan Yardımcıları, basın mensupları röportaj yapmak istediklerinde gelecekleri. Çünkü çok uzun sürecek. Sadece ilk duruşmanın aylarca sürmesi düşünülüyor. İlave bir nöbet sistemi yaptık. Görev paylaşımı yaptık. Muhakkak her gün orada yeteri sayıda milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı arkadaşlarımız, Türkiye'nin farklı illerinden il başkanları, belediye başkanları, ilçe başkanlarımız o dayanışmayı göstereceğiz arkadaşlarımıza şüphesiz.
Ama bir şeyin tabii bir kez daha altını çizeyim. Bakın çok olağanüstü bir yargılama. Aynı Yassıada gibi. Bizi yargılayacak memlekette salon yok. O salonu da hala yapamadılar. Dolayısıyla buradan söyleyelim. 9 Mart'ta oluşabilecek bir olumsuz tablodan fiziki imkânsızlık nedeniyle bizatihi yine sorumlu iktidar.
Soru- Sayın Emre, Cumhuriyet Halk Partisi'nin her zaman bir erken seçim çağrısı var. Ortadoğu'da yaşanan bu gerilim içinde erken seçim olasılığını nasıl buluyorsunuz? Etkileri neler olur?
Zeynel Emre- Şimdi şöyle, açıkçası ülkeler açısından risk nedir? Saldırıya uğrayan ülkelerin baktığınız zaman genelde risk ne dediğimizde iç barışın huzurun olmadığı, kırılgan olduğu, kutuplaşmanın yüksek olduğu, kötü yönetimin, yöneticilerin baskıcı rejimler olduğu ve yolsuzluğa bulaşmış olması ve uzun süre bu baskı ortamında canından bezen geniş halk kitlerinin bulunması zayıf ve kırılgan hale getiriyor. Dışarıdan işbirlikçiler dışarıdaki saldırganlarla işbirliği içerisinde davranılıyor. Şimdi biz diyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti şahsım devleti olamaz. Demin anlattım nepotizme göre gitmez. Bu ülkenin anayasasının 10. maddesi eşitlikle ilgilidir. Hiçbir ayrım gözetmeden tamamen tarafsızlıkla herkes yeteneği ölçüsünde devlet kurumlarında görev alabilmelidir. Hiç kimsenin, hiçbir siyasi partinin arka bahçesi değildir. Dolayısıyla bizim bu iktidar döneminde görmediğimiz skandal kalmadı. Bakıyorsunuz sınavlar oluyor sorular çalınıyor. Bakıyorsunuz sınavlar yapılıyor, sahte diplomalar ortaya çıkıyor. Bakıyorsunuz eş dost, akraba, büyükelçi olmuş. Dolayısıyla bu ülkedeki şunu düşünün. Kuvvetler aylığının olduğu bir ülke olduğumuzu düşünün. Yasama, yürütme, yargının kimsenin tek elinde olmadığı, özgür medyanın olduğu, özerk üniversitelerin olduğu bir ülke olduğumuzu düşünün. Güçlü ekonominin bulunduğu, güçlü kurumların olduğu bir ülke olduğunu düşünün. O zaman siz çok daha iyi hazırlanırsınız. Bakın 14 yıldır Genel Başkanımıza hemen bir şey söyleyince işte sözcüsüymüş, iktidar partisinin vekiliymiş, bilmem ne organize bir şekilde saldırıyorlar. Ya arkadaş bir gerçek var. 14 yıldır siz yeni bir uçak envanteri alamadınız. Parasını verdiniz F35'i alamadınız. Madem aranız Trump'la bu kadar iyi, ya paramızı alın ya uçağımızı alın. Öyle değil mi? S400'ü aldın kuramıyorsun. Çünkü hep çelişkili, hep zaaflarla dolu tek adam sisteminin olduğu bir durum. Dolayısıyla biz ne kadar erken seçim yaparsak bu ülkede, ne kadar yeni isimler, kurumlara dayalı bir düzen oluşturursak riskimiz yeni oluşan dünya düzeninde o kadar azalır.
Soru- İBB davasında lojistik sebeplerden dolayı bazı sıkıntılar bekliyor musunuz? Ya da varsa bununla ilgili almayı değerlendirdiğiniz önlemleri paylaşabilir misiniz?
Zeynel Emre- Şimdi biz kendi imkanlarımızla kendimize düşen alanlarda bu önlemleri alıyoruz. Dediğim gibi bir merkezde konuşlanacağız. Bunu organize ettik, bir planlama içerisindeyiz. Bu organize kötülüğe karşı organize iyilikle mücadele ediyoruz. Çok ciddi organizasyon yapıyoruz. Amma velakin yani düşünebiliyor musunuz? Böylesine bir olayda, böylesine çarpışıcı bir olayda bir yıldır yani yaptığın saldırı belli, aldığın insan sayısı belli, bir fiziki ortamı bile sağlayamayan bir beceriksiz yönetimle karşı karşıyayız. Yani bir yıl oldu. Bir yılda bizi yargılayacak bir yeri, düşünebiliyor musunuz yani bizi yargılayacak bir alanı, fizik imkânı yaratamayan bu kadar beceriksiz bir yönetimle karşı karşıyayız. Ne diyebilir ki iktidar bu konuda? Ne söyleyebilir? Efendim yani bu kadar insanı aldın sudan sebeplerle. Biz önümüzdeki günlerdeki basit toplantımızda da biraz daha içeriği ile ilgili anlatacağız. Yani bu haksız suçlamalar işte detaylı daha bilgiler vereceğiz. Bu işin bir aleniyetin olması lazım en azından. Çünkü milletin iradesiyle kavga eden tanımayan bir iktidar var. Yani yargılayacağın salon yok. Bir kanaldan ver diyoruz onu vermiyorlar. Herkes izlesin oturduğu yerde izlesin herkes. Madem bu kadar biz kötüysek, kötü yönetiyorsak, bu kadar çaldıysak millet görsün bizi. Ama tersiyse sen de iftira attıysan onu da görsün. Biz böyle dedikçe evet diyorlar. Değişikliğe ilişkin önerge veriyoruz. Reddediyorlar. Yani bu kadar ikiyüzlü, bu kadar ikiyüzlü reddediyorlar. Şimdi de efendim 25 basın mensubuyla sınırlı. Girecekleri de mahkeme başkanı belirliyor. Kim girecek, hangi basın mensubu girecek oraya onu da mahkeme başkanı belirliyor. Yani hal böyle. Dediğim gibi biz organize kötülüğe karşı organize iyilik yapıyoruz. İyi bir şekilde organize oluyoruz. Çok ciddi bir şekilde hazırlık yaptık. Biz kendi üstümüze düşeni fazlasıyla yapacağız. Bunu göreceksiniz önümüzdeki günlerde de. Ama maalesef kaotik bir durum var. Yani tablo böyle.
Teşekkür ederiz. İyi günler.
06.03.2026
06.03.2026
18.02.2026
11.02.2026
11.02.2026
10.02.2026
08.02.2026