24.03.2026
CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL:
“AVUKAT TAPU SİCİL KAYITLARINI İSTEYECEK, HÂKİM KARAR VERMEK İÇİN GETİRECEK; MİLLET KİM DOĞRU, KİM YALAN SÖYLÜYOR GÖRECEK”
“SAYIN ERDOĞAN; BU TAPULARI İLK KEZ BENDEN Mİ DUYDUN?”
“SUSARAK BEKLEMEK SUÇA ORTAKLIKTIR, NAMUSLU AK PARTİLİLERİ YANLIŞIN PARÇASI OLMAMAYA DAVET EDİYORUM”
“ERDOĞAN MAZOTTAKİ KDV’Yİ YÜZDE 1’E İNDİRİRSE POMPA FİYATLARI YÜZDE 20 UCUZLAYACAK”
“EN ÜST SINIRDAN CEZA VERSELER, İÇERİDE TUTULAN 12 KİŞİYE TALEP EDİLEN CEZA, YATTIKLARI SÜREDEN DAHA AZ”
“KIBRIS’I KORUMAYA F16 YOLLAMAK DIŞINDA SEÇENEĞİMİZ YOK, ‘SELDEN KÜTÜK KAPAN’ YOK AMA BU KÜTÜKLER NİYE SELE KAPILDI?”
“MAKAMDAN, MEVKİDEN ALDIĞI GÜCÜ MASUMLAR ÜZERİNDE KULLANANLARA KARŞI ASLA VE ASLA TESLİM OLMAYACAĞIZ”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısında konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Merhabalar değerli milletvekillerimiz, kıymetli grubumuz, Türkiye’nin dört bir yanından burayı şereflendiren konuklarımız, televizyonları başında izleyenler ve radyoları başında dinleyenler hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına sevgiyle selamlıyoruz. Hepiniz hoş geldiniz. Bugün gruba doğru gelirken iki yanımda iki grup başkanvekilim vardı. Ama o iki grup başkanvekilim 15 yıl öncesinde ben milletvekiliyken grup başkanvekilim olan iki değerli siyasetçiydi. Bugün grubumuzdalar. Sevgili Muharrem İnce’yi ve Emine Ülker Tarhan’ı saygıyla selamlıyorum” dedi. Özel, şunları söyledi:
“EMİNE ÜLKER TARHAN, BABA OCAĞINA GERİ DÖNÜYOR”
“Partimize büyük hizmetler vermiş saygın bir siyasetçi, saygın bir hukukçu bugün baba ocağına dönüyor. Önce avukat, sonra yargıç olarak görev yapan, YARSAV’ın kurucu üyesi, daha sonra genel sekreterlik ve genel başkanlık görevlerini yürütmüş olan, 24’üncü dönemde birlikte milletvekilliği yaptığımız, partimizin grup başkanvekilliği görevini yapmış olan sevgili Emine Ülker Tarhan, sevgili Muharrem İnce'nin katkılarıyla ve benim kendisini baba ocağına davetim sonucunda bugün baba ocağına geri dönüyor. Hoş geldiniz Sayın Başkanım. Meclis kürsüsüne ilk çıktığımda ilk sözü Muharrem İnce’den almıştım. Geçtiğimiz aylarda ona bu kürsüde söz verdik. Bir diğer sözü sevgili Emine Ülker Tarhan’dan almıştım. Bugün nasip oldu, bu kürsüye döndü. Ona söz verdik. Hep birlikte söz veriyoruz. Gazi’nin partisi iktidara yürüyor. Omuz omuza vererek, el ele tutuşarak, bu partinin tüm değerlerini kucaklayarak bu ülkede kimseye sırt dönmeyerek ve yüz çevirmeyerek, yüzümüz iktidarda, hep birlikte iktidara yürüyoruz. Hoş geldiniz Emine Ülker Tarhan, hoş geldiniz, şeref verdiniz.”
“HERKESİN EVLADI KENDİSİNDEN YOKSUL”
“Ramazan Bayramı’nı geride bıraktık. Bir kez daha geçmiş bayramı kutlamak isterim. Ama maalesef bayramların bayram gibi kutlandığı bir ülkeyi özledik. Ben memleketim Manisa’daydım. Her fırsatta Manisalılarla bayramın bir günü, bir yarım günü İzmir’de dostlarla birlikteydik. Hep sordum, ‘Ne konuşuluyor? Bayram sohbeti nedir?’ diye. Bayramda yüzlerin gülmediğini, savaşın ürküttüğünü ama yoksulluğun bel büktüğünü ve eski bayramlar, eski alım güçleri, emekli ikramiyesiyle bir evin alınabildiği, iki memur çalışınca beş yılın sonunda bir aracın alınabildiği günlerden; babadan, dededen miras değilse artık ev ve araba almanın memurlara, ücretlilere, beyaz yakalılara hayal olduğu, asgari ücretlilerin ve biraz üstünde alanların açlık ve sefalet çektikleri, emeklilerin de tarihin en büyük ve en acımasız, en dayanılmaz yoksulluğuna terk edildiği bir süreçte tarihin en büyük vefasızlığını gördüklerini konuştukları bir bayramı geçirdik. Eski bayramlarla ne karşılaştırılsa hep gerisindeydi. Ama herhalde bu bayramda en çok kulağımda kalan da şu cümleydi; ‘Herkesin çocuğu kendisinden uzun, herkesin kızı kendisinden güzel ama herkesin evladı kendisinden yoksul.’ Bizim işimiz vardı. Bizim maaşlarımız vardı. İyi - kötü geçinebilen bir gelirimiz vardı. Ama çocuklarımız güvencesiz, herkesin evladı kendisinden yoksul. Bu düzeni değiştirmeliyiz. Vatandaşların çoğu bayramı şeker tadında geçiremedi. Eskiden kalabalık ailelerin bereketli sofraları kurulurken, kriz ve geçim sıkıntısı bayramın ana gündemiydi.”
“TARIMA AYRILAN PARANIN 320 KATI FAİZE ÖDENDİ”
“Her alanda sorunlar var. Çünkü karşımızda dış politikada ilkesiz, ekonomide basiretsiz, yönetimde liyakatsiz, hukukta adaletsiz bir iktidar var. Ekonomideki son durumun en bariz örneğini dün hazırlanan bir notta okudum. Sadece bunu paylaşmak bile her şeye yeter herhalde. Şubat ayı bütçe rakamları açıklandı. Yılın ilk iki ayında bütçeden tarıma verilen destek 2 milyar lira. Ama faize ayrılan para 640 milyar lira. Ocak ve şubat ayında tarıma ayırdığımız paranın 320 katını faiz ödemesine ayırıyoruz. Yani sadece iki ayda ödediğimiz her 100 liralık verginin 28 lirası faize gidiyor. Çiftçimiz toprağa küstü. Üretip sattığı ile maliyetlerini karşılayamıyor. Hakkı olan desteklemeyi alamıyor. Vatandaş ucuz ve sağlıklı gıdaya erişemiyor. Böyle olunca ne oluyor? Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında yeni bir aşamaya daha geldik. Bu aşama Türkiye’nin gıda enflasyonunda dünya üçüncülüğüne çıkmasıdır. Türkiye’den gıda enflasyonunun yüksek olduğu iki ülke var dünyada. Bunlardan biri İran, savaşta. Bir diğeri Güney Sudan, büyük bir iç savaşın içinde. Güney Sudan ve İran’dan sonra gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülkeyiz. Arkamızda Arjantin var, onun arkasında Burundi geliyor. Burundi’nin arkasında sıralanan ülkelerin haritada yerini gösterebileceklerin sayısı çok az. Bu ülkelerde bile Türkiye’den daha düşük bir gıda enflasyonu var. Bu gidiş iyi bir gidiş değil. Eğer çiftçinin durumu düzelmezse, hayat pahalılığının yanı sıra yeni bir gıda krizi çıkacak. O yüzden acilen ki dünyada belli ülkeler hızla başladı, mazot ve gübre desteği vermek gerekiyor. Çünkü Hürmüz Boğazı’nda yaşanmakta olan sıkıntı hem akaryakıt fiyatlarını çok yükseltti, hem de gübre üretiminde çok büyük bir kriz var. Türkiye’nin tam da bahar ayları gelip de ekim zamanı gelirken, çiftçisine mazot ve gübre desteğini bir an önce hayata geçirmesi gerekiyor. Çiftçilerin geçen seneden kalan borçları, borçlarının faizleri bitmedi. Sadece ‘zirai krediler’ demiyoruz çünkü Ziraat Bankası günde üç çiftçiye zirai kredi veriyor. Başvuruların yüzde 98’inin geri dönüp ya başka bankalara ya da bankanın başka tür kredilerine, yüksek faizli kredilerine yönlendirdiği bir süreçteyiz. O yüzden tarım için kullanılmış bütün kredilerin faizlerinin silinmesini, ana paraların yapılandırılmasını bir kez daha öneriyoruz. Bunu bu kez sadece çiftçilerimizin, köylülerimizin geçim sıkıntısından kurtulmaları, haciz dertlerinden kurtulmaları için değil; bu çok önemli ama bilhassa ülkenin daha da katlanılamaz bir gıda krizine sürüklenmemesi için, tamamen gıdada dışa bağımlı bir ülke haline gelip, bütün ekonomik şokların Türkiye’de yeni gıda ve beslenme krizleri yaratmaması için ifade ediyoruz.”
“BU SABAH MAZOTTA 104 LİRAYA UYANABİLİRDİK”
“Amerika ve İsrail’in İran’a saldırılarını birazdan konuşacağız. Ancak savaşın akaryakıt fiyatlarına etkisine yeni önlemler almak zorundayız. Üç hafta önce bu kürsüde hatırlatmıştım ve uyarmıştım. Demiştim ki ‘Bu akşam mazota büyük bir zam gelecek. Bu zam uygulanırsa yarın daha büyüğü, öbür gün daha büyüğü gelebilir. Akaryakıt fiyatlarına gelen zamlar yeni bir enflasyon yükselişini ve kaçınılmaz olarak fiyatlarda yeni zamları gündemimize getirebilir. Buna tedbir almak lazım. Hürmüz Boğazı kapandı, dolar fiyatları fırlıyor. Eğer siz bu gelen petroldeki artışı direkt pompaya yansıtırsanız, bu bütün fiyatlara yansır. Petrol fiyatları geri gelse de diğer fiyatlar geri gelmez. Çok daha zordur onları geriye çekmek. Türkiye’de bir ürüne zam gelip de fiyatının düştüğünü zaten görmedik. O yüzden bunu yapmayın. Sadece vergi gelirinden vazgeçin.’ Yüzde 40’a varan ÖTV alınıyordu o zamanki mazot fiyatıyla. ‘ÖTV’den karşılayın zamları ki buna eşel mobil sistemi deniyor. Böylelikle hiç olmazsa sadece vergi kaybıyla karşı karşıya kalalım ama yeni bir enflasyonist baskı görmeyelim’ dedim. O gece bütün pompaların, benzin istasyonlarının önünde kuyruklar oluştu. Son yarım saatte zammı uygulamaktan vazgeçtiler. Ertesi gün de eşel mobil sistemini dörtte üç oranında, yani fiyat artışının yüzde 75’i ÖTV’den ve yüzde 25’i vatandaş tarafından karşılanacak, gelen artışın dörtte biri pompaya yansıyacak şekilde bir düzenleme yaptılar. Bu önerimizin bu ölçüde de dikkate alınması kıymetliydi. İş dünyasından çok önemli takdir cümleleri duyduk. Ekonomi Eşgüdüm Konseyimizin zamanında yapmış olduğu bu önerinin dile getirilmesi, hayata geçirilmesi önemliydi. Şu kadarını söyleyeyim. O gün 60 lira olan mazot, bugün 80 lira. Hatta dün 74 liraydı. Eğer eşel mobil sistemine geçmeselerdi, 96 lira olmuş olacaktı. Bugün sabah da 104 liraya uyanmış olacaktık.”
“KDV’DE İNDİRİM ÖNERİYOR, ‘BİZ BÖYLE YAPACAĞIZ’ DİYORUZ”
“Bu önerimizin doğru olduğu, kısmen de uygulansa doğru bir işin yapıldığını ortaya koyuyor. Ama kötü haber ÖTV bitti. O yüzden dünden itibaren ham petrole gelen zam doğrudan pompa fiyatına yansıtılmaya başlandı. Buradan arkadaşlarımızın yeni bir çalışması var. Tabii ÖTV doğrudan yüzdesel olarak değil bir sabit para olarak alınıyordu. O günün mazot fiyatının yüzde 40’ı vergiydi, bugüne gelince o geriledi ama halen elde alınan yüzde 20 KDV var. Bir kez daha uyarıyoruz, Erdoğan’ın bir imzasıyla… Çünkü Bütçe Kanunu ona bu yetkiyi veriyor. Bir imzasıyla KDV’yi yüzde 1’e indirebilir. Eğer KDV’yi yüzde 1’e indirirse hem bugünkü pompa fiyatları yüzde 20 ucuzlayacak, hem de ÖTV’den daha esnek bir müdahale alanında belli bir süre daha mazot fiyatlarını, akaryakıt fiyatlarını buralarda, hatta yüzde 15-20 altında tutabileceğiz. Bu çok kritik, şundan kritik. Bir kez daha uyarıyoruz. ÖTV’den vazgeçmek, belli bir süreliğine vergi kaybı yarattı. KDV’den vazgeçmek, belli bir süreliğine bir vergi kaybı yaratacak. Ancak o mazotla taşınan domatesten salatalığa, ayakkabıdan hırkaya, taşınan tüm mallara maliyet arttığı için doğal olarak bir zam gelmesinden, diğer fiyat artışlarından kendini sakınmak isteyen tüm sektörlerin ve tüm esnafların yapacağı fiyat ayarlamalarından bizi koruyacak. Bu Hürmüz Boğazı sorunu çözüldüğünde, fiyatlar normale döndüğünde, normal şartlardaki vergi gelirlerine geri dönülür ama hiç olmazsa enflasyon baskısından kurtulunur. Bu konuyu Ekonomi Eşgüdüm Konseyimiz, arkadaşlarımız bir kez daha geçen seferki gibi yapıcı bir uyarı olarak hükümete öneriyor, teklif ediyoruz. ‘Biz olsak böyle yapardık, biz olunca böyle yapacağız’ diyoruz.”
“KORKARIZ Kİ ENFLASYON YÜZDE 5’İN ÜSTÜNDE GELECEK”
“Aksini yapmak, yani hatırlayalım çok kısaca… Pandemide bütün dünyada bir enflasyonist baskı oluştu. Yüzde 2 enflasyonu olanlar, yüzde 5 enflasyonla tanıştı. Yüzde 3 olanınki yüzde 6 oldu, yüzde 4 olanın yüzde 8 oldu. Bütün dünya doğrusunu yaptı. Dedi ki ‘Enflasyondan biraz daha fazla faiz vermeliyiz ki parayı faiz kanalıyla bankaya çekelim. Harcamaya dönmesin. ‘Fiyatlar artıyor, elimdeki paranın değeri gitgide azalacak. Azalmadan bir şeye çevireyim’ işi olmasın.’ Örneğin enflasyonu yüzde 6 olan yüzde 7 faiz verdi, enflasyonu yüzde 8 olan yüzde 8,5 - 9 faiz verdi. Oradan enflasyonu hepsi çevirdiler. Bunu bütün dünyada yapmayan bir ülke vardı. O ülkede ‘Ben ekonomistim, ben’ diyen biri vardı. ‘Nas’ diyordu, yani ‘Faiz haram’ diyordu. ‘Nas orada dururken, faizi nasıl artıracağız?’ diyordu. ‘Nasıl faiz veririz?’ diyordu ve öyle bir noktaya geldi ki Türkiye’de enflasyon gerçekte yüzde 120’leri - 150’leri buldu. TÜİK’in hesabına göre bile yüzde 80’lere ulaştı. Halen daha uğraşıyoruz. Şu an yüzde 30’larda ama korkarız ki mart ayı enflasyonu yüzde 5’in üzerinde gelecek. Bütün hesaplar allak bullak olacak. O yüzden hani dedik ki ya liyakatsizlik diye. ‘Ben ekonomistim, ben’ diyen, bütün dünya giderken Mersin’e Türkiye’yi tersine götüren, bütün dünya enflasyonu çözmüşken Türkiye’de enflasyonu yeniden yükselten. Halen daha bedel ödediğimiz ki buradan bir kez daha hatırlatıyoruz: Enflasyonun düşüyor olması fiyatların iniyor olması demek değil. Sadece fiyatların artış hızı düşüyordu. O da düşe düşe yüzde 30’a düşmüştü. Yani geçen sene gelen bütün zamlar sırtımızda, hedef bu sene tutsa yüzde 20 daha zamlanacaktı üstüne. Şimdi tutmazsa yüzde 30 - 35 daha zamlanacak. O yüzden bir kez daha bir iş bilmezlik ve bir söz dinlemezlik üzerinden ilerleyen iktidarı uyarıyoruz. Üç hafta önce olduğu gibi bu kez de KDV’den mahsup ederek zamları enflasyona karşı bir tedbir almaya davet ediyoruz.”
“VİCDANI ADALET TERAZİSİNE İNANMIŞ BİRİ ORADA OTURMALI”
“İran’la ilgili uzun konuşacağız. Ama önemli bir gündemimiz var. Kısaca oraya söylenecek sözler, verilecek yanıtlar var. Onları söyleyeyim. Sonra bir kez daha dış politika ve ekonomi ile ilgili önemli gördüğümüz, Ekonomi Eşgüdüm Konseyimizin bir çalışması var. Onu yarın özellikle Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’ndeki toplantıdan sonra açıklayacağız. Bir eylem planını. Ama dün partimizin dış politika ve milli savunma kurullarındaki hem seçilmişleri, hem hocalarımız, uzmanlarımızla yaptığımız çalışmalar var. Onlar doğrultusunda bir takım önerilerimiz, değerlendirmelerimiz olacak. Ama önce bu ülkede ekonominin iyi olması için önce adaletin olması lazım. Adalet olmazsa millette güven olmuyor. Ülkeye güven olmayınca bu sefer yabancı yatırımcı gelmiyor. Hukuk birilerinin çıkarı için eğilip büküldüğünde, esnaf da kazancından emin olamıyor, sanayici de önünü göremiyor. Eğer bir ülkede yargıya güven yüzde 18’e düşmüşse, orada ilk düğmenin yanlış iliklendiğini görmek lazım. Ondan sonra kimse düğme iliklemeye uğraşmasın. Yargıya güven yüzde 18 ise o ülkede hiçbir şeye güven yoktur. Herkes ya kendini korumaya ya da bir şekilde buradan uzaklaşmaya çalışır. İşte Türkiye’ye kalıcı, yani yatırım yapmak üzere bir sermaye girişinin olmaması da bundandır. AK Parti döneminde servet biriktirmişlerin dahi usul usul parayı yurt dışına taşıması da ondandır. Her dört gençten üçünün ‘Fırsatını bulursam yurtdışında çalışmak isterim’ demesi de bundandır. Üç çiftçiden ikisinin ‘Asgari ücret verirlerse ekmeyi, dikmeyi bırakırım’ demesi de bundandır. Maalesef ülkede durum hiç açıcı değil. Adalet Bakanlığı’nın başında, ki adalet bakanları hangi partiden olursa olsun, parlamenter sistemde çok kritik bakanlıktır. Çünkü hukukla, hukukçularla, tamamen bağımsız olmaları ve rahat bırakılmaları gereken kişilerle, milletin yetki verdiği yönetenler arasındaki köprüdür adalet bakanlığı. Kabinedeki görevi de odur, millete karşı sorumluluğu da budur. Yürütme, yargı, yasama birbirinden ayrı olacaktır. Temas noktası Adalet Bakanlığı’dır. Orada hem siyasetten gelen, millete sorumluluğu olan, milletten korkan, Allah’tan korkan, vicdanı adalet terazisine inanmış birilerinin orada oturması lazım. Öyle adalet bakanları oturduğunda yargı da saygınlık kazanıyor, siyaset de saygınlık kazanıyor. Yargıya güven de yükseliyor, ülkede işlerin iyiye gitmesi de kolaylaşıyor.”
“AK TOROSLAR ÇETESİ ADALET BAKANLIĞI’NA YERLEŞTİ”
“Ama maalesef ne siyasetten gelen, ne siyaseti bilen aksine; siyasete özenen ama paçasından acemilik akan, gözünü hırs bürümüş bir atanmışla muhatabız. Atandığı gün soru şuydu: ‘İstanbul’a ayrılan zulmün sonuna mı geldik? O zulmü Türkiye’nin tamamına yaymaya mı geldik?’ Herkes dikkatle işin bu tarafına bakıyor. Siyasette iktidarın tükenmişliğinin simgesine dönüştü bu atama. Çünkü siyasi mücadele; partilerle, partinin ana kademesi, kadın kolları, gençlik kolları ile yapılırken, yargı kolları kuruldu. Başına bir siyasetçi kondu. Çalıştı, çabaladı. Ve sonunda kendince ödülünü aldı, Adalet Bakanlığına geldi oturdu. Maalesef AK Parti Yargı Kolları kurulduktan sonra o yapının kendi içinde nasıl AK Toroslar çetesine dönüştüğünü adım adım hep birlikte yaşadık. Çok acılar çektik, çekenlerimiz var, bedel ödeyenlerimiz var. Çok kişinin kul hakkına girildi. Şimdi o AK Toroslar Çetesi geldi, Adalet Bakanlığı’na yerleştim. O çetenin ilk önce yargı operasyonu diye başladığı, sonra milletin özgürlüğüyle ya da malının, mülkünün geri verilmesi için nasıl pazarlıkların yapıldığı, avukat bürolarında nelerin konuşulduğu, onların sonra nereden nereye geldiğine ilişkin hakim bir kanaat var. Oldukça fazla. Hani öyle başlangıçta lazım olan basit şüphe değil, çok önemli miktarda şüpheler var. Belli miktar delil var, onlardan kamuoyuna sunduklarımız var. Doğrulandıkça sunacaklarımız var. Ama öyle bir noktadayız ki, hatırlayalım. Memur maaşı ile geçinmesi gereken, burada çok değerli bir hukukçu bugün partiye geri döndü. Geçmişte savcılık yapmış. O mesleklerin gereği şu: Başka bir yerden para kazanamazsın. Devletin de görevi şu: O insanları başka bir şeye tenezzül etmeyecek bir gelir seviyesinde tutmalısın. O konu bugünlerde ne kadar yerine geliyor, ayrı. Ama geçinemeyince tenezzül etmek yerine onuruyla mücadele eden dünya kadar hakim var, savcı var bugün hayat şartlarında. Ama bir yandan 190 yıl boyunca alacağı maaşla edinilmiş mal var, mülk var.”
“TAPU ID NUMARALARININ YALAN OLDUĞUNU SÖYLEYEN YOK”
“Hatırlayalım; burada 8, burada 8, 16 tane her birinin ID numarası burada sizlerle paylaşıldı. Geçen hafta ilk önce Ankara’dakilerin ID’lerini vermedik. Ne atlayanlar oldu. ‘Demek ki Ankara’dakiler yokmuş, yalanmış.’ Hepsinin ID numaraları burada. Buradan açık bir hatırlatma yapıyoruz. Bu ID numaralarının yalan olduğunu, gerçek olmadığını söyleyen yok. Hatta bir gazeteci arayıp sorduğunda ‘ID’lere bir şey demiyorum’ dedi. Bu ID numaraları, her bir tanesi, bu 16 taşınmazın bu zamanda ya da çok yakın bir geçmiş zamanda kendisine ait olduğunu doğruluyor. Bakın bunu yalanlayan yok. Sadece bir tapu kaydı gösteriyor. ‘Dört tane var elimde sadece’ diyor. Arkadaşlar diyor ki, örneğin benim iki tapum var. ‘Sadece Manisa‘yı göster’ dersen bir tane gözüküyor, Manisa‘yı gösterdiğini kaldırırsan iki tane gösteriyor. Filtreleyerek sadece İzmir ve İstanbul'u gösterdi, dört tane var diye. Ama durum ondan daha vahim. Şimdi buradaki bu ID numaraları için bir kez daha sesleniyorum. Örneğin bakanlıklar, tapu dairelerinin bağlı olduğu bakanlık, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı. Açıklamayı yaptığımız günden bugüne yalanlamadığınız ve bu 16 ID numarasından herhangi birisinde bir eksiklik varsa söyleyin. Bir eksiklik varsa söyleyin. Bir eksiklik yok. Ama beyefendi diyor ki ‘Bende bu ikisi ve bu var.’ Yani ‘8, 10, 11 numaralar var’ diyor. Bunlar Ankara’da Mahall diye bilinen, İzmir’de Mahall Bomonti diye bilinen yerlere ait. Önce şunu söyleyeyim. Bu üçü ve bir tane daha. Bunların emsal değerleri, ortalama değerleri 27, 27; 54, buradakini de 17,5 ilave ettiğinizde 71,5 milyon lira. Ömrü boyunca aldığı maaşların iki katı zaten. Biz 19 katına itiraz ediyoruz. O diyor ki ‘Ömrüm boyunca aldığım maaşların içinden bir bardak su bile içmesem, bir kibrit kutusu bile satın almasam, biriktirsem onun iki katı kadar, 2,5 katı kadar malım var. Fazlası yalan’ diyor.”
“‘AÇACAĞIM’ DENİLDİ, AÇILMIŞ BİR DAVA YOK”
“Biz fazlasının da doğru olduğunu iddia ediyoruz. Şimdi gösterdiği tapuların içinde olmayan, Tema’daki ev. Bu kadarını görmüştünüz. Şu numara. Aynı numarayla; isim, tarih, bütün işlemler, imzalar ve mührüyle ile birlikte bunu da görelim. Gösterdiği tapu kaydında bu yok. Ama Tema’da açıklama var. Bizim iddiamız şu, biz diyoruz ki ‘Bu evi 9 milyon liraya aldı, 3+1. 14 milyon liraya aynı tarihte 2+1 satılıyordu. Niye ucuza verdin?’ ‘İstanbul Cumhuriyet Başsavcımız Sayın Akın Gürlek diğer tüm müşterilerimiz gibi projemizden bir adet daire satın almıştır.’ Açıklama, Tema İstanbul. ‘Kendisine uygulanan satış fiyatı, herhangi bir müşterimize uygulananlardan farklı değildir’ diye açıklama yapıyor Tema. Eldeki bu açıklama ve bu belge Ağrı Dağı kadar gerçek. Tema’nın resmi açıklaması, ama gösterilen tapu kaydında yok. Bir başka örnek gösteriyorum. Senfoni Evleri. 96 milyon lira, satış sözleşmesi. İmzalar, mühürler, isimler, natamam. Burada tapu yok, çünkü bitince tapu verilecek. Ama böyle resmi bir belge var. Sayın Murat Kurum’a bağlı çalışıyor Emlak Konut. Bir haftadır yalanlama yok. Varsa bu öğleden sonra duyalım. Varsa 16 tapunun ID’lerine ilişkin bir itiraz, duyalım. Bunlar yok. Ne var? ‘Dava açacağım’ demek var. Açılmış bir dava yok. İyi haber şu. Ben de dava açacağım. Hazırladım, açıyorum. Birçok dava açıyorum ama özellikle bu konuda bana verdiği yanıta istinaden dava açıyorum. O davada ben mi doğru söylüyorum, o mu doğru söylüyor nereye gideceğiz biliyor musun? Avukat tapu sicil kayıtlarını isteyecek, hakim karar vermek için getirecek. O zaman bu millet yargı önünde kim doğru söylüyor, kim yalan söylüyor görecek. Hodri meydan.”
“DÖRT İSİM VERDİM, TEK BİR AÇIKLAMA YOK”
“Şimdi Tema 2 projesi ortada. Senfoni projesi ortada. Gizlemediği Mahall’ler var. Ankara’da bir tane, İzmir’de iki tane Mahall var. Şimdi bu Mahall projelerini yapan firma, Türkerler İnşaat. Yıllar önce başka bir inşaat firmasıyla ihtilaf yaşamış. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma açmış. 2021’de dosya takipsizliğe uğramış. Akın Gürlek İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olunca bir dosya yeniden açılmış ve Türkerler İnşaat lehine karar verilmiş. Şimdi Mahall projelerine bu tapular alınıyor ya, verilen paraların hesap hareketlerini görelim. Hani maaş yatıyor ya, bir banka hesabı var ya. Bana ‘Ben şu anda 27’şer milyon lira olan bu evlerin parasını aha da şu havale ile ödedim’ diye göstereceksin kardeşim. Benim hayatım boyunca aldığım bütün gelirler, ya eczaneme SGK’dan yattı, ya milletvekili maaşı olarak buradaki Halkbank şubesine yattı. Ve ben ne ödediysem oradan ödedim. Şimdi bu milletin karşısına geçelim, hesabımızı açalım. Bu toplam maaşın iki katı kadar olan para nereden gelmiş gösterelim. Haydi bakalım. Ayrıca arkadaşlar dört isim verdim geçen hafta. Mehmet Türkoğlu, Osman Dündar Çiftçi, Hayrettin Koç ve RTÜK’teki emekli polis Selim Bozkurt. Ya bunlardan bir tanesi çıkıp demez mi ‘Benim bu beyefendi adına üzerime tapu aldığım ya da adına onun için pazarlık yaptığım, senet ödemişliğim yoktur.’ Duyduk mu? RTÜK’ten bir açıklama duyduk mu? RTÜK’te Selim Bozkurt diye biri var, kaydı var, Daire Başkan Yardımcısı. Beyefendinin ricasıyla sokulmuş RTÜK’e. Maaş alıyor, gören yok. Üzerinde çok tapu vardı, şimdi o da boşaltma evresinde. Ne oluyor? Bir açıklama yok mu RTÜK’ten? ‘Selim Bozkurt diye bir Daire Başkan Yardımcımız yoktur, maaş almamaktadır. Ya da vardır, düzenli olarak gelmektedir.’”
“AK PARTİLİLERDEN YAĞMUR GİBİ İSİM GELİYOR”
“Ama yağmur gibi isim geliyor. A’dan, bir tane A ile başlayan var, Z’ye kadar. ‘Bu da çantacı, bu da çantacı.’ Bir kez daha söylüyorum AK Partili arkadaşlar. Ben bunları zaten biliyorum. Elinizdeki belgeleri bir Genel Başkana götürecekseniz, bu Genel Başkana değil, AK Parti’nin Genel Başkanına götürün kardeşim. AK Parti’nin Genel Başkanına. Bir partiden birisi birine şikayet edilecekse niye ana muhalefete ediliyor ya. Kendi Genel Başkanınıza niye gitmiyorsunuz? Çünkü biliyorsunuz ki her şeyi sizden daha iyi o biliyor. A’dan Z’ye o biliyor. O yüzden gidip de ‘Bu kişinin busu var’ diyemiyorsunuz. Ama bu duyulsun diye bunu bize söylüyorsunuz. Biz kontrolünü yapmadan ve emin olmadan hiçbir şey açıklamıyoruz. Ama bu yağmur gibi gelen isimleri de bir kenarda biriktiriyoruz. Günü gelince, doğruladığımızda hepsini kamuoyuyla paylaşacağız.”
“BU SUÇ ÖRGÜTÜNÜN APARATLARINI, MİLLETİN VİCDANINA EMANET EDİYORUM”
“AK Toroslar Çetesi Çağlayan’da kurulmuştu. Şimdi hepsi Adalet Bakanlığı’na taşındı. Başsavcı Yardımcıları Bakan Yardımcısı oldu. Ekrem Başkan’ı tutuklayan hakim Songül Özdemir Aydoğdu’nun eşi Abdullah Aydoğdu Bakan Yardımcısı oldu. Muhalefete Beyaz Toros gösteren kişi, şimdi Adalet Bakanlığı Personel Daire Başkanı oldu. Ve bu süreçte millete meydan okuyanlar, siyasete meydan okuyanlar, Ekrem Başkan’ı tutuklayan, yetmedi birazdan söyleyeceğim. Daha son, iki tane öğrenciyi tutuklayan, yazın dünya kadar öğrenciyi tutuklayıp içeri atan o Hakim Hanım’a söylüyorum. Yazın içeri attın, bayram dahi 90 gün öğrencileri gösteri, toplantı, gösteri yürüyüşü kanununa muhalefetten içeride tuttun, 90 gün. İddianame yazmadın. Sonra yazılmadı iddianamesi. Sonra öğrenciler çıktı. Yetmez beraat etti, yetmez mahkeme karar verdi. ‘Bu öğrencilerin bu eylemi katılması suç değildir, bu eylemin yasaklanması anayasaya karşı suçtur’ diye. Siz 301 öğrenciyi niye tutukladınız? Niye, içlerinde polise taş atan bir kişi var mıydı? Bir tane sopayla vuran var mıydı? Pırıl pırıl, 18 - 19 yaşında, ömrü boyunca emniyetin kapısından geçmemiş, eyleme gelmiş çocukları gittiler, metrolarda aldılar. Silivri’ye koydular güya ibret-i alem için. Hiçbir çocuk bir daha eylemlere gelmesin diye, anneler ve babalar çocuklarına baskı yapsın diye. Bayramı içeride geçirdiler, bütün yazı içeride geçirdiler. Finallerine giremediler; kalanlar oldu, yıl kaybedenler oldu. Bunların hepsinde sonuçta mahkeme tutuklayanı haksız, tutuklama talebini yapanı haksız, çocukları hakkı yenilmiş ve hatta tazminat isterse almaya hakkı olduğunu söyledi. Bir yıl eylemleri yaptık. Yine çocuklara gözaltı yaptılar. Yine aynı kadın, Ekrem Başkan’ı tutuklayan kadın, 301 çocuğun çoğunu tutuklayan kadın, öğrenciler tutuklanmadığında başka mahkemeden itiraz edilince tutuklayan kadın yine gitti ve öğrencilere tutuklama yaptı. Buradan milletin vicdanına söylüyorum. Bir kadın var, kocası artık bakan yardımcısı, ödüllendirildi. Sabileri, 18 yaşında sabileri sırf bir eyleme gitti diye tutukluyor. 90 gün Silivri’de canlarına okuyor. Koğuşlara koyuyor, zor koğuşlara koyuyor. Sonunda mahkeme ‘Çocukların bir suçu yok’ diyor. O yine başka çocukları alıp içeri atıyor. Bu vicdansızları, bu suç örgütünün aparatlarını, Erdoğan’ı protesto etmek dahi değil; Erdoğan’ı yenecek olan Cumhurbaşkanı adayına destek olmayı suç sayan bu vicdansızları bu milletin vicdanına, kendimin de hafızasına emanet ediyorum.”
“ORAYA OTURTULAN O ŞEYTANDAN HESABINI SORACAĞIZ”
“Bu kadrolara biri daha peyda oldu arkadaşlar. Akın Gürlek’in kendi yürüttüğü İstanbul’daki uyuşturucu soruşturmasında adı geçen biri. Her ifadede adı geçen biri. Paldır küldür içeri konulan biri. Sonra efendim birden iddialar konuşulmuş, yazılmış. Onda biri, 100’de biri bile hakkında olsa tutuklanacakken tutuklanmayan biri İletişim Başkanlığı’nda güya dezenformasyondan sorumlu bir işin, yapının başında biri İletişim Başkanlığı’ndan o uyuşturucu operasyonu var diye eli, ayağı kesildi, apar topar atıldı. Ne olmuş biliyor musunuz? Adalet Bakanlığı’nın yanında yetkisiz, güya, gayriresmi bir oda açmışlar. Gidenler anlatıyor. Oraya bunu tutmuşlar. Oradan Adalet Bakanlığı adına haysiyet cellatlığı yapıyor. Ne yapıyor biliyor musunuz? Bir metin yazmış. ‘Çıkarıp okuyacağım’ dedim. Danışman arkadaş ‘Yapmayın efendim, olmaz. Meclis’te tutanağa sokmayın bunları’ dedi. Bakın; kişi başka bir şeyle suçlanıyor. O kişinin cep telefonu alınmış. Cep telefonu içinden, yalan olduğuna da yüzde bir milyon eminiz ama ‘Filanca kadına bu ayıp mesajlar atılmış, bilginiz olsun’ diye basına servis ediyor. Devlete emanet bir telefon var. Kişinin suçu yok ama olsa bile o telefon devlete emanet. O telefon birinin eline geçiyor, Adalet Bakanı’nın yan odasından haysiyet cellatlığı için bunlar yayılıyor ki o kişinin direnci kırılsın, eşiyle arası bozulsun. Söz konusu kişinin ismi bile gizlenmeden. Basının ne kadarı bunu yapıyor? Vallahi burada oturanların çoğu yapmıyor Allah razı olsun. Ama Akit var mesela, Ak-it gazetesi. O onu aldığı gibi yapıştırıyor. Ya da kendileri çeşitli rezil kayıtlarda, Amerika’da isimleri ortaya dökülenlerin televizyonu var, gazetesi var. Onlar mesela onun hemen hemen dörtte birine, yüzde 40’ına tenezzül ediyor. Hepsini yazamıyor da. Böyle birisi Adalet Bakanı ile birlikte gelmiş. Oda vermiş ona, ‘Otur oradan yaz’ diyor. Bakın elimizde tek, tek var. Yolladığı gazetecilere ulaştığı an bize geliyor. Şimdi tek tek tespit ettiriyorum. ‘Şu gün, şu tarih, şu saatte, şu kişi tarafından bu yollandı. Ertesi gün Ak-it’e basıldı…’ Ya da o meşhur Amerika’daki adalardaki, bilmem neredeki ismi geçenlerin ördükleri… Ören, ören. Ördükleri pisliklerin içinde… Böyle rezaleti örenlerin gazetesine basılıyor, televizyonda konuşuluyor. Çünkü bir gün bu yalanların, bu dezenformasyonların ve bunun Adalet Bakanlığı’ndan oraya oturtulan o şeytandan, o haysiyetsizliklere tenezzül edenin oraya oturmasına izin verenlerden bunların hesabının sorulacağı günler gelecek arkadaşlar. Bunların hesabını sormazsak namussuzuz. Kim bu? Bu yeğen, bu yeğen. Dede FETÖ’nün başında, 2018’den beri hapiste. Kim bu? Damat. Kayınpeder FETÖ’cü. Bir adamın babası yanlışlıkla Bank Asya'ya para yatırdı diye çocuğu memuriyetten attınız. Ev sahibi ‘Para bu bankaya yatacak’ dedi diye kira yatıranı memuriyetten attınız. Kayınçosu makbule kaşıklayanı memuriyetten attınız. Kayınbiraderi Zaman gazetesi okuyanı memuriyetten attınız. Altaylı’nın yeğenini, kayınpederi FETÖ’cü olan adamı hep yanınızda tutmuşsunuz. Dezenformasyon Başkanlığı’na koymuşsunuz. Siyasetçilerin açıklamalarına, resimlerin üstüne hani kırmızı çarpı koyuyorlardı ya bu namussuzun eseriydi onlar. Çarpı atıyordu bizim üstümüze kırmızı. Tarih önünde bu haysiyetsizlikleri yapanın, yaptıranın üstüne kırmızı çarpı attırmayan namussuzdur, şerefsizdir.”
“İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NIN KAYDINDAN BELLİ ANKARA’DA OLDUĞUM”
“Bu utanmazlar diyorlar ya şimdi ‘Türkiye’de dört kişi tapu sorgulamış.’ Tahminim bu garibanlar, hepsinin de bir tarafında FETÖ bağlantısı çıkıyormuş. Kendince yine FETÖ sabunuyla yine ellerini yıkayacaklar. O garibanlar tahminen bu işler birkaç aydır konuşulunca meraktan bakmıştır. Hiçbirisi ne bizim kaynağımız, ne bilmem ne. AK Parti’nin içinden bulunmuş, bakılmış, yapılmışsa bilmeyiz. Bir tanesiyle de bir bağlantı kabul etmeyiz. Ama şu kadarını söyleyeyim. Diyordu ya biri çıkmış, geçmişin muhalifi… Şimdi çıkmış, ‘Efendim devletin içinde tapuları sorgulayan, sızdıran; muhalefete sızdıran bir yapı var.’ Ya onu düşünüyorsun da ana muhalefetin Genel Başkanı’nın kızının oturduğu evin fotoğrafını, adresini, tapusunu yayınlayana, böyle bir hedef gösterme yapana hiç bunu sormak aklına gelmiyor mu? Nasıl haysiyetsiz biliyor musunuz bunlar? Beş yıldır, işte Numan Kurtulmuş‘un orada, Sayın Kurtulmuş‘un elinde. Beş yıldır Manisa’daki ev dışında İstanbul’da mütevazı bir öğrenci evine sahibiz. Aldığımız belli, nereden ödediğimiz belli, tapusu belli. Diyor ki ‘Efendim yıkım kararı vardı. Özgür Özel aldı, yıkımdan kurtuldu, zengin oldu.’ Yıkılmış, yapılmış. 18 daire yapılmış. En son ben almışım, kentsel dönüşümden. Mal sahibinden de değil, müteahhitten. Apartmanın hepsi benimmiş gibi yazdılar, olmadı. Öğrenildi ki üç santim fazlalığa yıkım kararı alındığında da biz varmışız, müteahhit tarafından düzeltilip yazıldığında da biz varmışız. Tamamen yalan çıktı. Şimdi bak onu konuşan yok. Ama iki gün haysiyetsizlik yaptılar. Evimizin adresini, fotoğrafını yayınladılar. Şimdi ‘Pardon’ bile diyen yok. Sonra yine aynı haysiyetsiz; ‘Muhittin Böcek ile Özgür Özel şu tarihte görüştü.’ İçişleri Bakanlığı’nın kaydından belli Ankara’dayım. Bütün kayıtlardan belli. Yine sustular. ‘Pardon’ diyen yok. Yine aynı haysiyetsiz bugün başkasına saldırıyor, öbür gün başkasına saldırıyor. Buradan söylüyorum; Sayın Erdoğan bu haysiyetsizlerin, bu haysiyetsizlikle üstümüze gelişlerini İletişim Başkanlığı’ndan uyuşturucu bilmem neyle, fuhuş - muhuş diye yollananların Adalet Bakanlığı’nda oturtulmasına, bu ülkenin seçilmişlerine haysiyet cellatlığı yapmasına izin verecek misin? Yoksa bu ak-itleri buradan çekecek misin? Akitlerini çek buradan.”
“BUNLAR DA BABA, EVLAT, ANA, EŞ…”
“Sonra beyefendi çıkıyor televizyonda, YouTube kanalında insan taklidi yapıyor. ‘Efendim babam camiye gitmiş. Babama ‘Seninle oğlan şöyle - böyle demişler.’ Yahu ellerinden öpeyim babanın. Ama bak… Babanın ellerinden öpülür. Bak hangi babanın? Bakın bu çocuğun; Vera’nın babası var, Tayfun Kahraman. Bu Tayfun Kahraman hasta, adımını atarken boşa düşüyor ve düşüyor alnını yarıyor, hastanelere kalkıyor. Bu Tayfun Kahraman ki Sayın Erdoğan’a mektubunu verdim kaç yıl önce, Gezi’de kimsenin burnu kanamasın diye mücadele eden Tayfun Kahraman. ‘Referandum olacak, haydi evimize gidelim’ diyen Tayfun Kahraman. Ortalık karışmasın diye canına ortaya koyan Tayfun Kahraman. Kızı kucaktaydı, ne anaokuluna götürebildi, ne de kreşe. Kızı ilkokula gidiyor, halen daha camın ötesinden görüşüyor babasıyla. Bu kızın bir babası var. Buğra Gökçe’nin eşi Filiz. Elinde evlendirme cüzdanı var. Eşiyle içeride fotoğraf çektiler. O günden bugüne düğün fotoğrafını vermiyorlar. Hapishanede evlendi kocasıyla. Düğün fotoğrafını vermiyorlar Buğra Gökçe’yle. Bu kadının bir kocası var. Fatih Keleş, oğlu Mustafa. 26 yaşında, hiçbir suçu yok. İddianamede adı bile yok. Babaya zulüm olsun diye oğlanı tutuyorlar, niye biliyor musunuz? Oğlanın kapalı yer korkusu varmış. Savcı soruyor; ‘Nasıl olacak Fatih Bey, oğlan oralarda nasıl duracak?’ ‘Ne alakası var benim oğlanla, niye dursun?’ diyor. Ertesi gün yalandan tutuklayıp içeri koydular. 40 kişilik koğuşta onur mücadelesi veriyor çocuk. Babasına ikide bir şöyle yapıyorlar; arabaya koyuyorlar, İstanbul’a adliyeye getiriyorlar. ‘Avukat’ deyince, ‘Sorgu değil ki sohbete geldin’ diyorlar. Bir değil dört savcı karşısına çıkıyorlar, ‘Şu iftiraların altına imza at. Mustafana kavuş, evine kavuş. Ekrem‘e iftira at. Evladın da kurtar, kendini de kurtar’ diyorlar. Bu da baba, bu da evlat. Ramazan Gülten. Gözaltına alındığı, tutuklandığı gün eşi hamileydi. Maya doğdu. Bütün Türkiye sosyal medyada Maya’nın topuğuna baktı, topuğu görünüyor diye. Annesi yüzüne kapamış nazara gelmesin diye. Maya’nın babası içeride, bir yıldır bekliyor. Geçen gün eşi bağırdı ‘Maya ‘baba’ dedi diye, bütün salon ağladı.’ Bu da baba, bu da evlat, bu da eş. Mehmet Murat Çalık ve annesi Gülümser Teyze. Şurada evladına el sallıyor, sırtını gördü bütün Türkiye. Vicdanlı AK Partililer ‘Gittik, konuştuk’ diyor; ‘Bari şu Murat Çalık’a ev hapsi ver.’ ‘Bana tavsiyede bulunmayın. Gidin söyleyin, bir imza atıversin ve evine de evladına da belediyesine de kavuşsun.’ Ne imza atacakmış? ‘Ben Ekrem İmamoğlu’nun rüşvet aldığını duydum, gördüm’ imzasını. ‘Ölürüm de iftira atmam’ dedi diye ölümüne gün sayılan bir hastayla karşı karşıyayız. Bu hastanın da anası var burada anası. O yüzden buradan bir kez daha söylüyorum. Bu kadar haksızlığın, bu kadar vicdansızlığın, bu kadar insafsızlığın artık bir sınırı var. Bunları yapanların ödüllendirildiği, bunları çekenlerin halen daha içeride tutulduğu bir Türkiye’de huzur olmaz, barış olmaz, kardeşlik olmaz. Bunun için bir an önce arkadaşlarımıza tutuksuz yargılama, Türkiye’ye de adaletli bir Adalet Bakanı istiyoruz.”
“ERDOĞAN, TAPULARI İLK KEZ BENDEN Mİ DUYDUN?”
“AK Parti’ye çağrımdır. Bu süreçte susarak beklemek, suça ortaklıktır. AK Parti’nin içindeki bütün namuslu insanları bir şekilde partilerinin yaptığı bu haksızlıklara tepki göstermeye, bu yanlışı eleştirmeye, bu işte bir parça olmamaya davet ediyorum. Bugün Sayın Bahçeli'ye yakın bir köşe yazarının yazdığı ki, ömrü boyunca bana hep kötü şeyler yazdı. Bugün yazdığı yazıyı önemsiyorum. Diyor ki, ‘Akın Gürlek tüm şüpheleri ortadan kaldıracak bir açıklama yapmalıdır.’ Yapamaz, yapamayacak. Ama o zaman da Cumhur İttifakı bu yükü sırtında taşımayacak. Bu yükü sırtında taşımayacak. Diğer yandan terörsüz Türkiye isteniyor. Şimdi yasama sürecine geçilecek. Adalet Bakanlığı’na dünya kadar görev düşüyor. Başta bunlar. Beyaz Toroslar’dan çekmiş insanlar varken ve Türkiye terörsüz Türkiye’de artık o günleri bir daha yaşamamak için bir şeyler yapacakken, Beyaz Torosçular Adalet Bakanlığında duruyor. ‘Kayyım kalksın’ diyorlar, defalardır söylüyorsunuz. Kayyımın davasını yapan da, kayyımları atayan da hatta geçmişte Sırrı Süreyya’ya haksızca ceza veren de Demirtaş‘ı içeride tutan da bu Akın Gürlek. Nasıl yürüyecek bu süreç? Ha diyorsunuz ki bu böyledir. ‘Ak de dersin ak der, kara de dersin kara der. Bu kadar emir eridir.’ Ama böyle bir profille bu işin yürümesi asla ve asla mümkün değildir. Sayın Erdoğan’a da şunu söylüyorum. Bu tapuları ilk kez benden mi duydun? Bu tapuları ilk kez benden mi duydun? Sayın Erdoğan çıkıp şunu söylemelidir. ‘Özgür Özel bunları gündeme getirene kadar hiçbir bakanım, hiçbir milletvekilim, hiçbir siyaset arkadaşım bana Akın Gürlek’in mal edinmelerinden bahsetmedi’ desin. AK Parti’deki siyasetçilere şunu söylüyorum. ‘Kapalı kapılar ardında bunlar konuşuldu, Reis’in haberi var. Erdoğan’ın haberi var. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının haberi var.’ Ne yapılıyorsa onun bilgisi dahilinde yapılıyor. Nerede duruyorsanız, hangi mevziiyi koruyorsanız bir suçun mevzilerinde duruyorsunuz. Başınıza kumun altına gömerek bu yanlışlardan kimse kurtulamaz. Bir iddianame varsa, o iddianameden inandırıcı olan Ekrem İmamoğlu‘nun suç örgütü değil; Akın Gürlek’in suç örgütüdür. Turpun büyüğü Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bu işlerden alnımız ak, başımız dik. Şu kadar korkumuz olsa bir kelime eksik söyleriz. Bu parti evlatlarına güveniyor, siyasetine güveniyor, yol yürüyüşüne güveniyor. Ben bütün arkadaşlarımın verdiği bu mücadelenin eninde sonunda adalete kavuşacağına inanıyorum. Bunların elinde değil. Ama eninde sonunda kavuşacak.”
“ZAMAN BENİ HAKLI ÇIKARDI”
“Ama bir yandan ayaklarına dolaştırmaya devam ediyorlar. İşte İBB davasında. Silivri’de görülmeye devam ediyor. Dünya kadar yalan, iftira. Beni dinleyen AK Partili, MHP’lilere söylüyorum. Bütün yaz boyunca dinlediğiniz, televizyonlarda. Bütün yaz boyunca en çok atılan 10 yalanı düşünün. ‘560 milyar yolsuzluk, bin 200 tane cep telefonu, valizlerle para taşınması, İmamoğlu ve arkadaşlarının gizli odada paraları çantalara doldurma görüntüleri, parkelerin altından çıkan paralar, İmamoğlu’nun lüks araçları ve Gaziosmanpaşa Belediyesi’nin kasasından çıkan dolarlar ya da Ekrem İmamoğlu’nun korumasının evinden, yayla evinden çıkan eurolar.’ Bunların hiçbirisi iddianamede yer almadı. Bir tanesi bile. Bunları yaz boyu konuşan gazetecilere sorunca, ‘Öyle duymuştum’ dediler. ‘Bize öyle iletilmişti’ dediler. Büyük büyük yalanları yaz boyunca gazetecilere yazdırdılar, televizyonlarda söylettiler. Şimdi hiç birisini ispatlayamadılar, sustular, söyleyenleri mahcup ettiler. Ha kimi mahcup oluyor, ‘Ben de öyle duydum. Bilsem söylemezdim’ diyeni var. Pişkin pişkin ‘Siyasette yalan da olur’ diyeni var. Ama düşünün ki şu anda Silivri’de bunların hiçbirisi konuşulmuyor. Ve bu yüzden televizyonlar bu görüşmeleri canlı veremiyor. Bu ülkede ana muhalefet istemiş, Devlet Bahçeli ‘Madem çok istiyorlar canlı yayın en münasibidir’ demiş. Devlet Bey böyle deyince ‘Münasip bir şeydir. Gerekli düzenleme yapılır’ diye Erdoğan da söylemiş. Bu kadar da büyük yolsuzluk varmış. Peki niye iddianame çıkınca bunlar yayınlanmaktan vazgeçilmiş? Ben ‘Yayınlansın’ diyordum. Çünkü yalan olduğunu biliyordum. Onlar ‘Yayınlansın’ diyorlardı. Çünkü iddianamede bunlar çıkacak sanıyorlardı. Zaman beni haklı çıkardı, ben hala ‘Yayınlansın’ diyorum. Artık onlar ‘Yayınlanmasın’ diyorlar.”
“YATTIKLARI BİR GECE BİLE HAK İHLALİ”
“Şu anda bütün vatandaşlarımıza buradan duyururum ki; yaz boyu dinlediğiniz yalanların tamamı çöp olmuştur. Silivri’de konuşulan da şu olmuştur. Örneğin Ekrem Başkan tutuklanırken bunları söyleyen Meşe, ortadan kaybolmuştur, gizli tanık. Yerine başka bir gizli tanık koydular. Gizli tanık, tutuklamaya sebep veren gizli tanık yok iddianamede. Kaçtı. Çünkü zorlandığı yalanın başına açacağı derdi gördü, gizli tanık yok ortada şu an. Peki, ne var? Örneğin itirafçı olduğu söylenen yaz boyunca gösterilen Murat Kapki vardı. Murat Kapki. Dün çıktı, mahkemeye başvurdu ve şöyle yazmış. ‘Baskı gördüm. ‘Bir gün bile burada yatmazsın’ demelerine aldandım. Tahliye vaadine kandım. Savcıların yönlendirmesiyle doğru olmayan şeylere imza attım.’ Bakın bir savcının işi nedir? Lehe, aleyhe delil toplamak. Biri bir şey söylüyor, yazarsın. Lehe söylüyor, onu da yazarsın. Yollarsın mahkemeye, adalet yerini bulsun. Bir savcı, bir kişiyi ‘Bir gün bile burada durmayacaksın, seni tahliye edeceğim’ diyerek yalan beyana niye zorlar? Bir başkası, Ağaç A.Ş.’de itirafçı olan Ümit Polat’a soruyorlar. Savcı yansıtmış bir mali tablo. Orada çıkmış 20 milyar lira yolsuzluk. 2024 yılında. ‘Bu Ümit Polat’ın verdiği ifadeler doğrultusunda oluşturuldu’ diyor. Soruyorlar ‘Sen mi verdin?’ ‘Öyle demedim.’ ‘Emin misin?’ ‘Emin değilim.’ ‘Gördün mü?’ ‘Görmedim.’ ‘Duydun mu?’ ‘Duydum.’ ‘Kimden duydun?’ ‘Unuttum.’ Bu kişi oraya onu koymuş ya bir soru soruyorlar. Bir soru. Savcı bir kişinin beyanı ile 20 milyar yazmış oraya. Soruyorlar. 2024 yılında 20 milyar. ‘Söyle bana Ümit Polat, Ağaç A.Ş.’nin 2024 toplam bütçesi ne kadardır?’ ‘5 milyar.’ ‘5 milyar toplam bütçe olan yerde, her şey oradan ödeniyor. 20 milyar yolsuzluk olur mu?’ Cevap: ‘Olmaz.’ ‘Niye öyle dedin?’ ‘Ben demedim savcı yazmış.’ Bu yalana ne gerek var? Adalet arıyorsak bu yalana, bu baskıya ne gerek var? Bütün kadınların önüne koyuyorlar kağıdı. ‘Evladına kavuşmak isteyen imza atsın. Evladına kavuşmak isteyen imza atsın.’ Gerçeği arayan niye böyle bir zorlama yapsın? Öyle bir adaletsizlik ki; davada şu anda kendisi hakkında iddianamede yazılan suçlamanın, hani bir alt sınırı var, normal durursan falan. Bir de üst sınırı var. En üst sınırından, her gün mahkemede kavga çıkarsa, hakime dirense, suçu ağırlaştıracak her şeyi geçmişte yapmış, şimdi de yapıyor olsa, en üst sınırdan ceza alsa şu anda içeride tutulan 12 kişiye talep edilen ceza yattığı süreden daha az. Yani boşu boşuna zulüm olsun diye içeride tutuluyor. Bitir mahkemeyi, ver cezamı. Tahliye olacağım. Daha içeride tutuluyor. 11 kişi var üst sınırdan ceza alsa, açık cezaevine nakledilmesi lazım. Silivri’de tutamaz. Toplam 23 kişi, bu gece yatacaklar ya orada. Bu gece yattıkları bir gece bile hak ihlali onlara. Halen daha onları içeride tutuyorlar. Biraz önce söyledim. Tutuklu öğrencileri tutuklayanlar da hep aynı çetenin mensubu. Burada adalet arayan yok. Burada tamamen ve tamamen adaleti saptıranlar, Erdoğan’ın karşısında Ekrem İmamoğlu aday olamasın diye bu kumpası kuranlar var.”
“TARİHİN DOĞRU TARAFINDA DURMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
“Bugün anlattığımız tüm konuların birbiriyle bir bağlantısı var. Ekonomik krizin, İran savaşının, terörsüz Türkiye’nin, güvenlik alanındaki eksiklerin ve 19 Mart darbesinin demokrasi ve adalete verdiği zararın. Bu beş sorunun tamamını Türkiye’de çözecek, başaracak siyasi meşruiyeti olan iktidar yoktur. Bunları yapacak iradesi, enerjisi, becerisi bu iktidarın yoktur. AK Parti yönetimi milletten korkan, sandıktan kaçan ve bir avuç insanın ikbali için Türkiye’yi ateşe atan bir yere savrulmuştur. Bunun için basında direnen arkadaşlara şunu söylüyorum. Direndikleri de şu, varıp da bu konuyla ilgili bir mücadele verdikleri yok da. Bu kendilerini Adalet Bakanlığından arayan, kriminal, her tarafı kirli ilişkilerle dolu kişi arayıp diyor ki gazeteci arkadaşları ‘Tarafınızı belli edeceksiniz. Ya bizim ya onların tarafından olacaksınız.’ ‘Bizim’ dediği; ‘Ya yalana, iftiraya, haysiyet cellatlığına taraf olacaksınız. Ya da karşımızda olduğunu biliriz’ deyip onları tehdit ediyorlar. Bu tehditlere rağmen yine de o haysiyetsize direnenlerin direncini sürdürmeleri en büyük tavsiyemdir. O tehditlerle ya da o tehdit edenlerle birlikte iş tutanlar, tarihe mesleklerini bir siyasi operasyona alet olan, adaletsizliğin dayatıldığı, haklıyı - haksızı vicdanında bildiği halde bu baskıya karşı teslim olanların arasında yer alacaktır. Tarih günü gelince hepimizi bir yerlerde yazacak. Elbette kolay değil. Ama bu haysiyetsizliğe, bu vicdansızlığa teslim olmanın; yaptığınız meslekle, bulunduğunuz pozisyonla ve gelecekte kendinizi torunlarınıza, çocuklarınıza izah edebilecek bir pratikle asla ve asla bağlantısı yoktur. O yüzden biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak tarihin doğru tarafında, doğru yerinde durmaya devam edeceğiz. Birinin pervasızlığı, birilerinin gözü dönüşmüşlüğü, birilerinin ortaya koyduğu bu vicdansız ve cesaretli değil, aslında korkak ama devletten aldığı gücü, cübbeden aldığı gücü, makamdan, mevkiden aldığı gücü masumlar üzerinde orantısız kullananlara karşı asla ve asla teslim olmayacağız. Bu süreç ne Cumhuriyet Halk Partisi'ni ne muhalefeti bir adım geri attırabilecek bir süreç değildir. Kenetlendik, bir yıl boyunca mücadele ettik. Kenetlenmeye, bir arada durmaya, bu vicdansızlığa meydan okumaya hep beraber devam edeceğiz.”
“DEMOKRATİK LİDERLER REDDEDERKEN O MASAYA TENEZZÜL ETTİLER”
“Sözün sonuna gelirken; biz ekonomide, demokraside, adalette güçlü bir Türkiye istiyoruz. Dışarıdaki tehditler bizi içeride güçlü olmaya mecbur ediyor. Amerika ve İsrail’in İran’a saldırıları sürüyor. Amerika ve İsrail istedikleri her ülkeye saldırabilecekleri, uluslararası hukuku çiğneyebilecekleri ve istedikleri ülkeyi istediklerine yönettirebilecekleri kendilerince yeni bir dünya düzeni istiyorlar. İlk günden beri bunun karşısındayız. Bugün İran’a susarak, yarın daha kötüsünün olabileceğini öngörmeyenlere sesleniyorum. O yüzden Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarından beklentimiz değil, ama bu iktidara iki tavsiyemiz var. Bir, Türkiye’yi korumak ve ABD - İsrail saldırganlığına karşı gerçek dünya düzenini savunmak. Bu yeni dünya düzeninin; ‘Onların istediği yönetecek, onlar da Türkiye’de beni isteyecek’ diyerek onlardan meşruiyet arayan yaklaşımın derhal terk edilmesi lazım. İktidar tarafsız görünüp ABD ve İsrail’in yanında duruyor. Amerika ve İsrail ile Gazze konusunda aynı masada oturmaya devam ediyor. Öyle ki Trump’ın ‘Çok beğendim, orada Filistinlilere yer yok. Onları civardaki beş ülkeye süpüreceğim’ dedikleri 71 bini şu ana kadar öldürülmüş Filistinli kardeşlerimiz… ‘Oraya oteller, kasinolar dikeceğim’ dedikleri Gazze de Filistinlilerin toprakları… ‘Orayı beğendim. Önünde de hidrokarbon yatakları var, petrol var’ dediği yer Gazze şeridi... Burası için bir plan yapmış. O planın fotoğraflarını yayınlamış. Masa kurmuş. Dünyanın demokratik liderleri o masayı reddetmiş. O masaya bizimkiler gitmiş, tenezzül etmiş. ‘Filistin yok’ deyince, ‘İsrail de yok’ demişlerdi. Trump oraya İsrail’i de son anda dahil etmiş. Halen daha Gazze’yi Filistinlilerden arındırma, oraya kumarhane, otel kurma ve petrolüne Amerika’nın çökmesi masasına hizmet eden bir Erdoğan var. Kendine ait bir planı yok. Erdoğan başkasının planının parçasıdır.”
“TÜRKİYE’DE HİÇBİR SEÇİLMİŞ AMERİKA’YA BU KADAR TABİ OLMAMIŞTIR”
“Kenan Evren dönemi hariç, ki Kenan Evren o dönem Amerika’nın gözüne bakar ve onlara göre soluk alırdı. Türkiye’de hiçbir seçilmiş bu kadar Amerika’ya tabi olmamıştır, Müslüman kanı dökülen bir coğrafyada bu kadar sessiz kalmamıştır. Trump ne diyorsa onu yapan, Trump’ın öfkesinden korkan, Trump’a tabi olan, Trump’tan Türkiye için bir iktidar, bir meşruiyet dilenen bir yapıyla karşı karşıyayız. Açık konuşalım, İran savaşı artık uzak bir mesele değil. Etkileri ekonomimize, güvenliğimize geldi. Taraf değiliz, olmamalıyız. Ama etkileniyoruz ve çok daha zor bir sürecin içine doğru sürükleniyoruz. En kötüsüne hazır olmak lazım. İhtiyacımız tarafsız görünüp, Amerika ve İsrail’e destek çıkmak, teslim olmak değil. Tehditlere hazırlıklı, dirençli bir tarafsızlık pozisyonudur. Edilgen tarafsızlıktan dirençli, etken bir tarafsızlık pozisyonuna doğru ilerlemeliyiz. Güvenlikte, ekonomide, enerjide, diplomaside buna hazır olmalı, bunun üzerinde çalışmalıyız. Özellikle örneğin Küba’ya giden petrol tankerlerinin engellenmesi, elektrik üretiminin engellenmesi, çocukların, kuvözdeki bebeklerin, hastaların ölüme terk edilmesi bile Amerika için göze alabileceği bir vahşet olabilirken; buna bile ‘Hayır’ diyemeyen, bunu bile kınayamayan, bunun karşısında pozisyon tarif etmeyen bir Cumhuriyet hükümeti bugüne kadar olmadı, bundan sonra da olmamalıdır.”
“ORDUMUZ GÜÇLÜ ANCAK ÇOK EKSİKLERİ VAR”
“Güçlü bir ordumuz var ancak çok da eksikleri var. Türkiye’ye üç farklı balistik füze atıldı, hedef alındı. Hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar. Bu üç füzede birincisi kaza ve hata olabilir. İkincisi, tahammül edilemeyecek bir tesadüftür. Ama üçüncüsü diplomaside ‘Verdiğim mesajı alıyor musun?’dur. Bu mesajı İran mı yolluyor? Yoksa bu mesajda başka birileri, ‘Hava savunman yok, bana muhtaçsın’ mı diyor? Bu enine boyuna değerlendirilmelidir. Tek hava savunma sistemi S400’ler hangarda. S400’leri Rusya’dan kalkıp Mürted Üssü’ne inerken canlı yayında verenlere, S400’ü eleştirene ‘vatan haini’ diyenlere, bugün bir dönüp ‘O gün ne diyordunuz, bugün ne yapıyorsunuz bir bakın’ demek lazım. S400 o gün için alındığında Türkiye’nin F16 modernizasyonundan, F35 projesinden atılmasına, CAATSA yaptırımlarına muhatap etmiştir. O kadar bedel ödenen S400’lerin bugün Türkiye’yi savunmak için dahi kurulamadığı görülmelidir. Yıllardır söylediğimiz entegre çelik kubbenin daha 2024 yılında çalışmalarına başlandı. ‘Hava savunma kabiliyeti ile donanmış bir muhrip’ diye 20 yıldır söyleniyor. Bakın, adına zaman zaman ‘yeni nesil fırkateyn’ deniyor; TF2000. 2000 yılından Türk fırkateyni, 24 yıl boyunca durdu, durdu. Şimdi daha yeni yeni ilgili çalışmalar başladı. Şimdi olsa Kıbrıs’ın önüne çekilecekti, Mersin’in önüne çekilecekti. Bunları söyleyenleri dinlemeyenler, sadece kendi bildiklerini yapanlar, Türkiye’nin hava saldırısı ya da savunmasını sadece İHA ve SİHA’lardaki gelişmelerle kısıtlayıp, bunu yeterliymiş gibi gösterenler… ‘Önemsiz’ diyen yok ama bugün Türkiye’yi aciz, çaresiz bir pozisyona oturtmuşlardır. Tepemizde dronlar geldi, Anadolu’ya düştü. F16 kaldırıp, saatlerce takip edip dron düşürdük. Bugün Kıbrıs’ı korumak için F16 yollama dışında bir seçeneğimiz yok. Bunları söyleyince Erdoğan diyor ki ‘Selden kütük kapmayın.’ Selden kütük kapan yok ama bu kütükler niye sele kapıldı? Onu sormak suç mu? Bizim kütükler niye sele kapıldı? Yoksa Türkiye’nin elindeki hava savunma sisteminin en güçlü olması gerektiğini en çok anlatanlara, şimdi dönüp hiç onları söylememiş gibi ‘Susun kardeşim, bir şey söylemeyin’ diyorlar.”
“EKONOMİK KRİZİ BİTİRMEYE TALİBİZ”
“Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin doğru bir güvenlik, doğru bir savunma hattı için kurduğu söze katkı sağlayanlara da yıllarca kulak tıkayanlara söylüyoruz. Biz bu ülkenin sorunlarını çözmeye talibiz. Biz ülkeyi barıştırmaya, kucaklaştırmaya talibiz. Terörsüz ve demokratik bir Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Darbeci anlayışı bu topraklardan söküp atmaya talibiz. Ekonomik krizi bitirmeye talibiz. Bölgesinde Türkiye’yi yeniden saygın, sözü dinlenir bir ülke yapmaya, Batı ittifakının bir parçasıyken Rusya’yla da iyi komşuluk ilişkileri kurabilecek diplomatik beceriyi tekrar hayata geçirmeye talibiz. Ne Türk dünyasının, ne Balkanların, ne Ortadoğu'nun uzağında değiliz. Her biriyle gönül gönüleyiz. En sıkı bağları kurmanın ve bunları doğru bir şekilde yönetmenin de erbabıyız. Yıllar önce gelenler, Irak’taki yapılacak operasyonu karşılığında tezkere sözü verenler, onun karşılığında Türkiye’den Amerikan desteğiyle Türkiye’de iktidar sözü alanlar, bugün Türkiye’de meşruiyetlerini kaybetmiş, Amerikan desteğiyle, Barrack’ın deyimiyle ‘Türkiye’de olmayan meşruiyeti Trump’tan dilenmekte, karşılığında Türkiye’nin tüm çıkarlarını terk etmektedirler.’ Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak nadir toprak elementlerini söz vermeden, pahalı LNG’ye muhtaç kalmadan, yarısını Boeing alıyorsa, yarısını Avrupa’da üretilen uçaklardan almanın sözünü verebilerek, tüm dengeleri kurarak, kimseye teslim olmadan bu ülkeyi dimdik ayakta yönetmeye talibiz. Karşımızdakilerin kurduğu İsrail’le kayıkçı kavgası yapan, Trump’ın geleceğini kendi geleceği için garanti gören, o yüzden Trump’ın her politikasına körü körüne destek veren ve Türkiye’yi Avrupa’dan koparan, Rusya ile yeniden düşmanlaştıan, İran’a yapılan zulme sessiz bırakan ve bütün dengeler içinde başkasının planının parçası kılan bu yönetim anlayışına karşı; dimdik, dirayetli, ne söylediğini bilen, geçmişiyle gurur duyan, geleceğinden endişesi olmayan, gücünü milletten alan, meşruiyeti Anadolu’da gören, Trakya’da gören, sandıkta gören bir partiyiz. Buradan Erdoğan’a çağrımdır: Yürümüyor, gitmiyor, bu iş böyle olmuyor. Zulmederek, haksızlık ederek, rakiplerini içeride tutarak bu iktidarı biraz daha sürdürebilirsin. Ama kendi felaketin diye gördüğün iktidar kaybına engel olmak için Türkiye’yi başka bir felakete sürüklemektesin. Vakit, seçime kadar bile bu işi götüremeyeceğini gösteriyor. Derhal 1,5 - iki ay içinde milletin önüne sandığı koymak, geleceğe güvenle beş yıl boyunca bakacak bir iktidarı kurmak, millet yetki veriyorsa sana benim de başım üstüne. Ama artık zorla, haksızca ve bu kadar zorlamayla iktidarda kalıp bu ülkeyi felakete sürüklemek doğru değildir. En kısa zamanda sandığı istiyor, iktidara gelmeyi ve sorunları çözmeyi milletimize vadediyoruz. Hepinize sevgiler saygılar sunuyorum. Sağ olun, var olun.”
19.03.2026
18.03.2026
06.03.2026
06.03.2026
18.02.2026
11.02.2026
11.02.2026