Semra Dinçer’den Mekke Anlaşması Tepkisi: “Türkiye’nin Kapsamı ve Süresi Belirsiz Bir Çatışmaya Çekilmesi, Ulusal Güvenliğimiz Açısından Son Derece Ciddi Bir Risktir”

12.10.2026

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Semra Dinçer, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı TBMM gündemine taşıdı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yazılı olarak yanıtlaması istemiyle soru önergesi veren Dinçer, anlaşmanın tam metninin neden açıklanmadığını, anayasal onay süreci tamamlanmadan ortak savunma taahhütlerinin uygulanmasına hangi hukuki dayanakla geçildiğini ve Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının Suudi Arabistan’a gönderilmesine ilişkin bir karar alınıp alınmadığını sordu.

Anlaşma kapsamında kurulan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi’nin 5 Ekim’de Riyad’da yaptığı toplantının ardından yayımlanan ortak açıklamada kolektif savunma taahhütlerinin hayata geçirilmesi yönünde adım atılacağı duyurulduğunu anımsatan Dinçer: “Anlaşma henüz TBMM’nin onayından geçmemiştir. Türkiye’nin güvenliği ve dış politika yönelimi üzerinde ciddi etkileri olabilecek bu düzenleme, ulusal çıkarların korunması, barışın gözetilmesi ve TBMM’nin karar ve denetim yetkileri temelinde değerlendirilmelidir. Oysa anlaşmanın metni açıklanmadan ve anayasal onay süreci tamamlanmadan ittifakın kurumsal yapılanmasına ve ortak savunma taahhütlerinin uygulanmasına yönelik adımlar atıldığını görüyoruz. Bu durum, Meclis’in yetkilerinin fiili kararlarla aşılması sorununu gündeme getirmektedir. Ülkemizin hangi tehditlere karşı, hangi sınırlar içinde ve ne tür yükümlülükler üstleneceği bilinmeden ilerletilen bu süreç, Türkiye’nin çıkarları ve güvenliği bağlamında özerk karar verme imkanını etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir niteliktedir.”

Türkiye’nin uluslararası etkinliğini artırma hedefinin, güvenliğini ve bağımsız karar verme kapasitesini güçlendirdiği, barışa katkı sağladığı ölçüde anlamlı olduğunu vurgulayan Dinçer, anlaşmadan beklenen diplomatik, askeri ve ekonomik kazanımların üstlenilebilecek yükümlülükler ve bunların muhtemel maliyetleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Anlaşmanın diğer tarafları Pakistan ve Suudi Arabistan’ın farklı çatışma ve gerilim alanlarında yer aldığını hatırlatan Dinçer, şu uyarıda bulundu: “Pakistan’ın Hindistan ve Afganistan’la yaşadığı güvenlik sorunları ile Suudi Arabistan’ın Yemen merkezli çatışmalardaki konumu, ortak savunma taahhüdünün hangi durumlarda ve hangi coğrafi sınırlar içinde uygulanacağı konusunda açıklık gerektiriyor. Türkiye’nin normal koşullarda doğrudan tarafı olmadığı uyuşmazlıkların askeri bir yükümlülüğe dönüşmesi, ülkemizi boyutları önceden belirlenmemiş risklerle karşı karşıya bırakabilir niteliktedir. Yemen bağlamında Suudi Arabistan’a sağlanacağı duyurulan destek, Türkiye’nin çatışmanın tarafı olarak algılanmasına, ülkemizin ve askeri unsurlarımızın hedef haline gelmesine yol açabilecektir. Kızıldeniz ve Babülmendep hattındaki deniz ticaretimiz de tehlikeye girme ihtimalindedir. Türkiye’nin kapsamı ve süresi belirsiz bir çatışmaya çekilmesi, ulusal güvenliğimiz açısından son derece ciddi bir risktir.”

Anlaşmanın bölgesel dengeler üzerindeki etkilerine de değinen Dinçer, İran başta olmak üzere bölgedeki aktörlerin bu yapılanmayı kendilerine yönelik bir çevreleme girişimi olarak algılamasının karşı ittifak arayışlarını ve silahlanmayı teşvik ederek gerilimleri artırabileceğini, bunun da Türkiye’nin diplomatik hareket alanını daraltabileceğini belirtti. Dinçer, Türkiye’nin Yemen’de çatışmanın tarafı haline gelmesinin İsrail’in bölgesel stratejik hedefleriyle örtüşebilecek sonuçlarının da değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Türkiye’nin geleneksel dış politika çizgisine vurgu yapan Dinçer, şöyle konuştu: “Cumhuriyetin dış politika birikiminin temelinde yer alan ‘bölgesel dengeleri gözetme’ ve Türkiye’nin ‘doğrudan güvenliğini ilgilendirmeyen çatışmalara taraf olmaktan kaçınma’ yaklaşımı, hiç kuşkusuz bu süreçte de korunmalıdır. Askeri taahhütlerin kapsamı, yardımın hangi koşullarda sağlanacağı ve kararların nasıl alınacağı açıklanmadan ‘güçlü bir caydırıcılık’ söylemi kurulması da Türkiye açısından ilave riskler taşımaktadır:”

Dinçer, sözlerini şöyle tamamladı: “Anlaşmanın metni açıklanmalı, kamuoyunda ve yüce Meclis’te tartışılmalı ve TBMM’nin onayına sunulmalıdır. Doğabilecek yükümlülüklerin sınırlarının belirlenmesi ve millet iradesinin karar sürecine yansıması bunu zorunlu kılmaktadır. Anlaşmanın onaylanması bakımından Anayasa’nın 90. maddesinin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi söz konusu olduğunda ise 92. maddesinin öngördüğü koşulların ve TBMM’nin yetkilerinin gözetilmesi, sürecin hukuki ve demokratik meşruiyeti açısından zorunludur.”

Dinçer’in önergesinde Bakan Fidan’ın yanıtlamasını istediği sorular şöyle:

1. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın tam metni, ekleri ve varsa uygulama protokolleri neden açıklanmamaktadır? Bu belgeler ne zaman kamuoyuna ve TBMM’ye sunulacaktır?

2. Anayasal onay süreci tamamlanmadan ortak savunma taahhütlerinin uygulanmasına geçilerek TBMM’nin onay yetkisi neden fiilen işlevsiz bırakılmaktadır?

3. İttifakın yapılanması ve işleyişi konusunda açıklananların dışında karar veya taahhüt bulunmakta mıdır? Alınan kararların uygulanmasının hukuki dayanağı nedir?

4. Anlaşma hangi somut tehdit değerlendirmesine dayanmaktadır? Mevcut güvenlik ve diplomasi araçlarına ek olarak ortak savunma taahhüdünü gerekli kılan ihtiyaç nedir?

5. Türkiye’nin beklenen diplomatik, askeri ve ekonomik kazanımları nelerdir? Bunlar askeri yükümlülükler, bütçe giderleri ve güvenlik riskleriyle karşılaştırılmış mıdır? Sonuçları nelerdir?

6. NATO üyesi Türkiye’nin mevcut kolektif savunma yükümlülüklerine ek olarak, bir tarafa yönelik saldırının bütün taraflara yönelik saldırı sayılması esasına dayanan yeni bir taahhüt üstlenmesinin gerekçesi nedir? Bu taahhüdün NATO Antlaşması’nın 5. maddesindeki düzenlemeyle kapsam ve uygulama bakımından farkları nelerdir? Bu taahhüt ile Türkiye’nin NATO Antlaşması’nın 5. maddesi kapsamındaki yükümlülükleri arasındaki ilişki nasıl düzenlenecektir?

7. Ortak savunma taahhüdünün coğrafi ve zamansal sınırları nelerdir? Pakistan’ın Hindistan ve Afganistan’la yaşadığı güvenlik sorunları ile Suudi Arabistan’ın Yemen’deki çatışmaları bu kapsamda mıdır?

8. Anlaşma henüz anayasal onay sürecinden geçmemişken Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının Suudi Arabistan’a veya başka bir ülkeye gönderilmesine ilişkin karar alınmış ya da görevlendirme yapılmış mıdır? Bunun hukuki dayanağı nedir?