24.09.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Müslim Sarı:
- “Sermaye piyasalarındaki fon skandalı yatırım ve likidite krizi olmaktan çıkıp hızla bir yolsuzluğa dönüşmektedir; ihmali olan tüm kurumları teşhir edeceğiz.”
- “İzinsiz işlemlerle %10.000 kâr elde edilip piyasa boşaltıldıktan 11 ay sonra SPK'nin kestiği 4.4 milyon liralık ceza devede kulaktır, açık bir kurumsal çürümüşlüktür.”
- “Borsada güven kaybı nedeniyle 50 milyar dolarlık şirket değerimiz buharlaşmıştır; bunun yarattığı zararlar kamu kaynağı aktarılarak kapatılamaz.”
- “Irak Hükümeti ile imzalanan mutabakatı olumlu karşılıyoruz; terörsüz Türkiye süreci sadece güvenlik değil, kalkınma ve kültürel boyutlarıyla kalıcılaştırılmalıdır.”
- “Adalar'daki başkan vekilliği seçiminde Yeni Parti ile iş birliği içinde hareket ettik; Özgür Özel'in sürece dair açıklamaları ya yalan ya da zafiyettir.”
- “AKP'ye geçen 38 belediye başkanını tek tek belirleyenler çıkıp siyasal sorumluluk almalı ve öz eleştiri yapmalıdır; hiç kimse CHP'den üstün değildir.”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Müslim Sarı, CHP Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Şanlıurfa depremi, borsadaki fon skandalı ve yolsuzluk iddiaları, terörle mücadele ve dış politikadaki son gelişmeler ile Adalar seçimleri üzerinden yaşanan parti içi tartışmaları kapsamlı bir şekilde değerlendiren Sarı, MYK’da alınan kararları kamuoyuyla paylaştı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Müslim Sarı, basın toplantısında şunları söyledi:
Sayın basın mensupları, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Yine bir MYK sonrası basın toplantısında bir aradayız. Her MYK'da olduğu gibi yine kendi sistematiğimize uygun olarak hem ülkenin gündemine hem parti gündemine ilişkin yapmış olduğumuz değerlendirmeleri ve aldığımız kararların bir kısmını yine sizin aracılığınızla bütün kamuoyuyla paylaşacağım.
Öncelikle tabii bugün bir deprem oldu Şanlıurfa'da. Depremde bir can kaybının olmaması bizim için en sevindirici konulardan biriydi. Dolayısıyla büyük geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz depremden etkilenen bütün vatandaşlarımıza. Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğini bir kere daha hatırlamış olduk. Önümüzdeki süreçte de depremlerle ilgili alınan önlemler ve bununla ilgili yapılması gerekenler, eksiklerimiz; bunları da bu şekilde yeniden gözden geçirme, ele alma fırsatımız oldu.
Şimdi malumlarınız olduğu üzere yine bizim daha önce yapmış olduğumuz değerlendirmelere paralel bir biçimde, MYK sonrası yaptığımız basın toplantılarının sistematiğine uygun biçimde ele almış olduğumuz yukarıda ekonomik konuları, dış politikayla ilgili konuları ve bununla ilgili MYK değerlendirmelerini ilk başta sizlerle paylaşmak isterim.
“131 FON VE 455 BİN VATANDAŞI İLGİLENDİREN SKANDAL BİR YOLSUZLUĞA DÖNÜŞÜYOR”
Bizim bugün üzerinde durduğumuz en önemli konu hiç kuşku yok ki fon skandalıydı. Bu konuyla ilgili oluşturduğumuz bir heyet var, konunun uzmanlarından oluşan arkadaşlarımız. Bu arkadaşlarımız bugün MYK'mıza bir sunum yaptılar. Bu sunumda bu konuyu tüm boyutlarıyla ele alma ve inceleme fırsatımız oldu. Konu bir yönüyle teknik, dolayısıyla teknik kısma da hâkim olmak gerekiyor daha objektif değerlendirmeler yapmak üzere. Ama çok boyutlu bir konu. Konunun içine girdikçe, tartıştıkça başka başka alanları da ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bu mesele aslında bir yatırım fonu ve likidite krizi olmaktan çıkıp hızla bir yolsuzluğa doğru dönüşüyor. Önümüzdeki günlerde bunlarla ilgili bizim tespit ettiğimiz, buranın içinde yer alan ve adına yolsuzluk diyeceğimiz ya da skandal diyeceğimiz bu sürecin içinde payı olan, ihmali olan, görmezden gelen bütün kurumları teşhir edeceğiz. Bununla ilgili bir çalışma içindeyiz. Burada suç duyurularımız da olacak önümüzdeki dönemde.
Dolayısıyla biz çok boyutlu bir biçimde meseleyi ele aldık. Bildiğiniz üzere 131 fon, 7 tane portföy yönetim şirketi ve 455 bin vatandaşımızı doğrudan ilgilendiren, ancak dolaylı yollardan baktığımız zaman çok daha büyük bir vatandaş grubunu, yurttaş grubunu ilgilendiren bir skandalla karşı karşıyayız. Birçok kurum bu sürecin içindedir: Sermaye Piyasası Kurulu, Varlık Yönetim Şirketleri, Merkez Bankası (özellikle likidite boyutuyla), Saklama Bankası, Finansal İstikrar Kurumu, Takasbank, MKK, Borsa ve aracı kurumlar... Dolayısıyla birçok kurumun aslında içinde yer aldığı, birçok kurumun ihmaliyle şekillenmiş bir süreçle karşı karşıyayız.
“BORSADAKİ FON SKANDALI AÇIK BİR KURUMSAL ÇÜRÜMÜŞLÜK VE YOLSUZLUK SÜRECİDİR”
Mesela bir örnek vereyim size: Tera Portföy Birinci Serbest Fonu... Şimdi ne olmuş sayın basın mensupları? Şöyle bir şey olmuş: 12 kişi bir araya gelmiş, bir kapalı fon oluşturmuş. Bu kapalı fona aslında piyasa değerinden çok çok —olması gerekeni, yani gerçek değerini yansıtmayacak şekilde— bazı şirketlere, bazı şirketlerin hisse senetlerine "al gülüm ver gülüm" hikâyesiyle aşırı derecede bir yüklenme olmuş ve %10.000'lere varan, %5.000'lere varan, %7.000'lere varan gelir artışları yaşanmış bu hisse senetlerinde. Şimdi bunları yaptınız, kapalı bir fon kurdunuz ve bu kapalı fonla bu kadar yüksek meblağlara ulaşan gelir artışlarıyla karşı karşıya kaldınız. Ama bunları bir likiditeye çevirmek zorundasınız, yani realize etmek zorundasınız. Bunları satamadığınız sürece, değerlenmiş hisse senetlerinizi satamadığınız sürece bir gelir elde etme ve bu geliri realize etme şansınız olmuyor. O zaman ne yapıyorsunuz? O zaman bunu halka açıyorsunuz, kapalı fonu açık fon hâline getiriyorsunuz. Ama kapalı fonu açık fon hâline getirebilmek için yetkili kurullardan izin almanız lazım. Kimden mesela? SPK'den almanız lazım ya da TEFAS sisteminden bu işlemlerin yapılabilmesi için gerekli yetkili mercilerden izin almanız gerekiyor. Peki bu izni almış mısınız? Hayır. Siz hiçbir yerden izin almadan, hiçbir yetkili merciden izin almadan 7 Temmuz 2025 tarihinden itibaren TEFAS'ta işlem gördürmeye başlamışsınız bu hisse senetlerine. Neden? E %10.000 değer artışı elde ettiniz ya, bunları satmanız lazım. Peki bunları kim alıyor? Halka açık hâle getirdiğiniz için bu hisse senedinin çok değer kazandığını gören yatırımcılar Ayşe teyze, Ahmet amca, "Aa burada çok ciddi değer artışları var, hadi biz bu değer artışlarına karşılık bu hisse senetlerini satın alalım" dedikleri anda siz bunları satmışsınız. Yani piyasa tabiriyle bunları boşaltmışsınız, elinizden çıkartmışsınız, kârınızı realize etmişsiniz ve bunları hiçbir biçimde herhangi bir yerden izin almadan yapmışsınız.
Sermaye Piyasası Kurulu bunu görmemiş mi, yoksa görmüş ama göz mü yummuş? Sonunda bu işler ayyuka çıkınca Sermaye Piyasası Kurulu lütfetmiş, tam 11 ay sonra, 17 Haziran 2026 tarihinde bu fona 4 milyon 435 bin lira ceza yazmış. Yani demiş ki: "Siz %10.000 para kazanacaksınız, bunları başkalarına izinsiz biçimde satacaksınız, yani kote olmadan işlem yapacaksınız, daha doğrusu izin almadan, yetkili makamlardan izin almadan elde ettiğiniz bu kârı aktaracaksınız, realize edeceksiniz; 11 ay sonra çok büyük miktarlarda gelirler elde edildikten sonra Sermaye Piyasası Kurulu bunu fark edecek ve diyecek ki: 'Burada sana ben 4 milyon lira ceza veriyorum.'" Devede kulak! Açık bir kurumsal çürümüşlükle karşı karşıyayız. Bu bir skandal ve skandal olmaktan öteye bir yolsuzluk süreci. İnanılmaz boyutları olan, henüz tartışmadığımız, tartışacağımız, önümüzdeki günlerde çok farklı boyutlarıyla ortaya çıkan bir yolsuzluk süreci.
“GÜVEN KAYBI NEDENİYLE 50 MİLYAR DOLAR BUHARLAŞMIŞTIR”
Bakın bunun külfeti ne? Bunun külfeti bu fonların kapatıldığı günkü piyasa değeri olan 827 milyar lira değil, bunun külfeti bundan çok daha fazla. Neden? Çünkü bunun ikincil etkileri var. İkincil etkileri ne? Siz bu fonları kapatıyorsunuz ama bu fonların içinde olan hisse senetleri, bu fonların satın alındığı hisse senetleri BİST'te, yani halka açık şirketler arasında alım satım yapılmaya devam ediliyor. Dolayısıyla bu skandal patlak verdikten sonra ellerinde bu hisse senetleri olanlar bunları satmaya kalktıklarında alıcı bulamıyorlar. Dolayısıyla büyük zararlarla, tavan tavan aşağıya inecek şekilde büyük zararlar ediyorlar. Bu zararlar bir müddet sonra bir likidite krizi yaratıyor ve bu likidite krizi iyi senetlere de bulaşıyor bulaşıcı etkisiyle, çünkü insanlar kendi likiditelerini sağlayabilmek için ellerindeki başka senetleri çıkartmak zorunda kalıyor; işte bu bulaşıcı etkiyle borsada çok ciddi değer kayıpları ortaya çıkıyor.
Şimdi bu değer kayıpları çok yüksek miktarlara ulaşmıştır sevgili basın mensupları. Bakın bu işlemler ilk başladığında, patlak verdiğinde şirketlerin piyasa değeri, halka açık şirketlerin 760 milyar dolarken bugün itibarıyla 709 milyar dolar. Yani bu skandalın, bu yolsuzluğun yarattığı güven etkisiyle tam 50 milyar dolar civarında paramız, şirket değerimiz buharlaşmış oldu. Bunun millî gelire oranı %3, çok yüksek bir rakam. Ve Varlık Fonumuz bu güven kaybını önlemek için ve bazı hisse senetlerine yatırım yaparak borsanın çok daha fazla aşağıya düşmesini engellemek için 50 milyar lira civarında alım yapmak zorunda kaldı. Dolayısıyla sürecin etkileri, bu birincil etkilerinden görünmeyen etkileri çok daha fazla.
Mesela çok ciddi bir uluslararası yatırımcıda güven kaybeden bir Türkiye algısı var. Bunun borçlanma maliyetleri üzerindeki etkisi çok yüksek. Bunun borçlanma maliyetleri üzerindeki etkisinin ne kadar olduğunu hesap bile edemiyoruz, çünkü risk priminiz artıyor ülke olarak. Risk priminiz arttıkça ihtiyaç duyduğunuz finansmanı daha yüksek bir faizle elde etmek zorunda kalıyorsunuz. Şimdi buradan uyarıyoruz: İnsanlar bu güven kaybı sebebiyle ellerindeki hisse senetlerini satıp, satabildikleri ölçüde nakde geçtiklerinde bu nakitleri nerede tutacaklar? Bu insanlar, bu fon yatırımcıları, borsadan çıkan bu para eğer dövize yönelirse ne olacak? En az 10 milyar dolarlık, 20 milyar dolarlık döviz talebi olduğunda döviz kurunu belirli bir seviyede program sebebiyle tutmak zorunda olan Merkez Bankası ne kadar rezerv kaybedecek? Ne kadar döviz satmak zorunda kalacak? Önümüzdeki günlerde faizin indirileceği bir patikadan söz ediliyor. Böyle bir konjonktürde Merkez Bankası nasıl faiz indirebilecek? Bütün makroekonomik dengelerin de sarsıldığı büyük bir skandalla karşı karşıyayız. Ve bu skandal arkadaşlar, 90'lı yılların sonunda, 2000'li yılların başındaki bankacılık krizi kadar ve ondan sonra karşı karşıya kaldığımız en büyük skandaldır. Bunun boyutlarını bilmiyoruz henüz. Çok boyutlu ve süreç içine girdikçe bunları göreceğiz.
“MEHMET ŞİMŞEK SİZİ MÜDAHALE ETMEKTEN ALIKOYAN SİYASİ GÜÇ KİMDİR?”
Bir başka sorun: Bu fonlar nasıl tasfiye edilecek? Fonlar hangi değerden tasfiye edilecek? Bu fona yatırım yapmış olan insanların oluşan mağduriyetleri nasıl giderilecek? Şimdi buradan şunu anlıyoruz: Fonların satışı... Ya fonlar kapatıldı ama kapatıldığında ne kadardı? 827 milyar. Ancak fonlar kapatılmış olmalarına rağmen o fonun içinde bulunan hisse senetleri satılmaya devam ediyor, alınıp satılmaya... Ve bu fonun her geçen gün piyasa değeri aşağıya doğru düşüyor. Peki kamu kuruluşları ne yapıyor? Bakanlık ne yapıyor? Yetkili kurumlar ne yapıyor? Sadece bekliyor. Neden bekliyor? Bu 827 milyar daha aşağıya düşsün diye bekliyor. Bu hisse senetleri daha çok değer kaybetsin diye bekliyor, daha aşağıya düşsün diye bekliyor. Mesela 500 milyar olduğunda diyecek ki: "Tamam, ben bu fonları tasfiye ediyorum, 500 milyar üzerinden tasfiye ediyorum, bugünkü değer üzerinden tasfiye ediyorum." Hangi değer üzerinden tasfiye ettiği belli değil. Ama hangi değer üzerinden tasfiye edilirse edilsin, neticede bu fiktif olarak artmış olan hisse senetlerinin tasfiyesiyle oluşacak bir mali boşluk olacaktır. Bu kişilerin yurt içinde ve yurt dışındaki mal varlıklarına el konulması bu zararı karşılamaya yetmeyecektir. İşte o zaman gelip bizim karşımıza ya da parlamentoya bir yasayla gelip ya da bir yasal düzenlemeyle gelip burayı kapatmak için bir kamu kaynağı talep edecekler bizden. Bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunu kabul etmemiz asla ve kat'a söz konusu değildir.
Dolayısıyla süreç çok boyutludur. Her geçen gün buna yeni boyutlar eklenmektedir; kurumsal çürümüşlükten bunun külfetine kadar, makro dengeler üzerindeki etkisinden siyasi etkilere kadar... Ki bu fonların bu noktaya gelmesine göz yuman kamu kurumlarının arkasında bir siyasi motivasyon var mıdır, bir siyasi kayırmacılık var mıdır? Mehmet Şimşek'in hemen hemen bir yıldır, belki daha uzun bir süredir burada manipülasyon olduğunu bildiğini biliyoruz. Kamuyu Aydınlatma Platformuna yazılan yazılardan, yapılan yazışmalardan, duyurulardan bunu biliyoruz. Ben buradan Mehmet Şimşek'e sormak istiyorum: Bunun farkında olduğunuz hâlde ve bunu bildiğiniz hâlde neden bu konuya müdahale etmediniz? Ya da bu konuya müdahale etmek istediniz ama olmadı mı, yapamadınız mı? Sizi ne, ya da kimler engelledi? Bu konuya müdahale etmek istediğinizi ancak müdahale edemediğinizi Londra'daki dostlarınızı arayıp ya da küresel yatırımcıları arayıp "Ya biz buraya müdahale edemiyoruz, bari sizin üzerinizden siz müdahale edin de bu konu gündeme gelsin" dediğinize ilişkin bazı anekdotlar var, bunlar doğru mu? Dolayısıyla konu önümüzdeki günlerde çok daha derinleşecektir, derinleşerek gidecektir. Ve biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunu çok yakından takip eden bir heyet ve bir komisyon oluşturmuş durumdayız.
“TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ KÜLTÜREL VE EKONOMİK BOYUTLARIYLA KALICILAŞTIRILMALIDIR”
Yine MYK'mızın gündeminde olan konulardan biri hep takip ettiğimiz, ara ara da burada sizlerle değerlendirmelerde bulunduğumuz bu terörsüz Türkiye süreci ve terörsüz Türkiye sürecinin geldiği yer... Bu yasal düzenlemenin takibi, bununla ilgili hem ulusal ölçekte hem de uluslararası arenadaki gelişmeler... Bildiğiniz üzere dün ya da evvelsi gün New York'ta yapılan temaslar çerçevesinde Irak Başbakanı ile bir mutabakat metni imzalandı. Özellikle bu Irak'taki, terörsüz Türkiye sürecinin aslında bir çeşit uzantısı olarak o bölgenin de terörden arındırılması konusunda; bu mutabakatı biz olumlu karşılıyoruz, bunu önemsiyoruz Suriye'de olduğu gibi Irak'ta da bu Sincar bölgesinde, Sincar bölgesinin yabancı silahlı yapıların tasfiye edilmesi çerçevesinde Irak Federal Hükümetine bırakılması; yine burada Türk Silahlı Kuvvetlerine ait yerleşkelerin bu anlaşma çerçevesinde bu silahsızlandırma ve terörün tasfiyesine paralel bir biçimde bu kampların yine Irak Hükümetine bırakılmasını önemli bir adım olarak görüyoruz. Terörsüz Türkiye'nin sadece Türkiye sınırları içinde değil; Suriye'de, Irak'ta ve bütün çevre ülkelerde olumlu sonuçlar vermeye başladığını görüyoruz. Bu süreci önemsiyoruz ama bu sürecin içeride de hızlandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Yine bu vesileyle söyleyelim: Bizler bu meselenin kesin bir biçimde çözüme kavuşabilmesi için sadece devletin bekası ve güvenlik ekseninde görülmesinden öte çok boyutlu bir biçimde kültürel boyutuyla, ekonomik boyutuyla, kalkınma boyutuyla ele alınması ve zenginleştirilmesi gerektiğine de inanıyoruz. Dolayısıyla kalıcılaştırılmalıdır, bu süreç kalıcılaştırılmalıdır ve devletin ve milletin bekası açısından kalıcı bir sürece dönüştürülmelidir. Bunu önemsiyoruz.
“ADALAR’DA AKP’YE OY VEREN 3 MECLİS ÜYEMİZİ DİSİPLİNE SEVK ETTİK”
Bunun dışında sevgili basın mensupları, yine kendi iç gündemimize ilişkin, Cumhuriyet Halk Partisi'ne ilişkin, Cumhuriyet Halk Partisi'nin içinde bulunduğu süreçlere ilişkin değerlendirmelerimiz oldu. Bu hafta üzerinde durduğumuz konulardan biri, sıklıkla gündeme geldiği için tekrar etmemiz gereken konulardan biri Adalar seçimi oldu. Adalar'da bir seçim yaptık, bu seçim üzerine çok büyük spekülasyonlar dolaştı. Burada ne olduğu, gerçekte ne olduğu, gerçekte nasıl bir yol izlendiğine ilişkin çeşitli değerlendirmeler yapıldı. Kamuoyuna yanlış bilgiler verildi, yanıltıcı bilgiler verildi. Dolayısıyla ben bir kere daha kamuoyunun önünde olayın bizzat tarafı olarak ve orada bulunan bir kişi olarak doğru bilgilendirme yapmak isterim. Şimdi bildiğiniz üzere Adalar'da daha önce seçmiş olduğumuz başkan vekilinin istifa etmesi üzerine bir başkan vekilliği seçimi yapıldı. Bu başkan vekilliği seçimi esasen pazartesi günü gerçekleştirilecekti. Ancak pazartesi günü gerçekleştirilecek olan seçimlerde özellikle bizim tutuklu bulunan belediye meclis üyelerimizin oy kullanabilmeleri için ya da istifa etmiş olan belediye meclis üyelerimizin ya da yedeklerden birtakım belediye meclis üyelerimizin oy kullanabilmelerini sağlamak ve daha doğru ifadeyle Adalar halkının siyasal iradesinin tam olarak seçime yansıyabilmesi açısından ilk pazartesi yapılacak olan oylamaya katılmadık ve bunu ertelettik çarşamba gününe. Çarşamba gününe ertelettik ve çarşamba günü bir seçim yapılacaktı.
Şimdi Adalar'da Cumhuriyet Halk Partisi'nin 4 tane belediye meclis üyesi vardı, 1 tane belediye meclis üyesi bağımsızdı —o Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa etmişti— 2 tane de AKP'nin belediye meclis üyesi vardı. Dolayısıyla 4-2-1 biçiminde bir matematik vardı. Ancak biz bu süreç içinde bağımsız olan belediye meclis üyesini Cumhuriyet Halk Partisi'nin adayı olarak, başkan vekili adayı olarak seçtirmek suretiyle, onu önermek suretiyle ve onu da Cumhuriyet Halk Partisi'ne üye yapmak suretiyle ve diğer üyelerimizin de onayını almak suretiyle Cumhuriyet Halk Partisi'nin belediye meclis üyesi sayısını 5'e çıkarttık. Bir şey daha oldu: Tutuklu bulunan bir belediye meclis üyemiz istifa ettirildi ve yedekte bulunan —ama 3. sırada yedekte bulunan, çünkü ilk ikisi parti üyesi değildi— 3. sırada yedekte bulunan belediye meclis üyesini de parti üyesi yaparak sayımızı 6'ya çıkarttık, dolayısıyla 6'ya 2 bir seçim yapılabilmesi için. Çünkü zaten bizim burada 10 tane belediye meclis üyemiz var orijinalde seçilen. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi içinde 3 tane belediye meclis üyemizin, Cumhuriyet Halk Partisi üyesi oldukları hâlde 3 tane belediye meclis üyemizin AKP'nin adayına oy vermesi sebebiyle bu seçimleri kaybetmiş olduk. Biz bu 3 belediye meclis üyemizi de bugün itibarıyla disipline sevk etmiş bulunuyoruz. Yani Cumhuriyet Halk Partisi'nin... Çünkü 3. turda biz seçime katılmama kararı aldık. Çünkü bu belediye meclis üyelerimizin AKP ile beraber hareket edeceğini gördüğümüzden —ki iki tanesi açık biçimde hareket edeceğini söylemişti— ve biz seçime katılmama kararı aldık. Ama bu arkadaşlarımız bizim seçime katılmama kararımıza rağmen seçime katıldılar ve AKP'ye oy verdiler. Dolayısıyla bu arkadaşlarımızı biz disipline sevk etmiş bulunuyoruz.
“ÖZGÜR ÖZEL YA YALAN SÖYLÜYOR YA DA KENDİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISINDAN HABERSİZDİR”
Şimdi biz burada Cumhuriyet Halk Partisi olarak Adalar Belediyesi'nin Cumhuriyet Halk Partisi'nde kalması için azami özeni ve azami çabayı gösterdik. Bu süreci Cumhuriyet Halk Partisi'nin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak bizzat ben yürüttüm. Bu süreci tek başıma ben değil, Yeni Parti'deki mevkidaşım Yaşar Tüzün'le sürekli iletişimde kalarak, kararları ortak alarak, birlikte hareket ederek organize ettik, koordine ettik. Başarısız olduk. Ama bu iş birliği, bu birlikte hareket etme bilinci bizim açımızdan son derece önemlidir. Neden son derece önemlidir? Çünkü önümüzde yeni riskler olabilir. Bu risklerden en büyüğünün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına ilişkin Büyükşehirde bir seçim olacağını hepimiz biliyoruz, konuşuyoruz. Dolayısıyla bu birlikte hareket etme iradesini, AKP'ye karşı birlikte duruş sergileme iradesini biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak çok önemsiyoruz.
Ancak aynı özeni, aynı dikkati ve aynı yaklaşımı maalesef uzunca bir süredir Cumhuriyet Halk Partisi içinde siyaset yapmış olan ancak şimdi başka bir siyasal yolculuğa çıkmış olan arkadaşlarımız açısından gördüğümüzü söyleyemem. Şimdi bakın, Yeni Parti'nin Genel Başkanı Özgür Özel diyor ki: "Ne iş birliği kardeşim? Butlan sözcüsünün söylediği sözün gerçekle temas eden bir tarafı yok. Bizim butlanla seçilmemişle, atanmışla, Saray aparatıyla yapılacak bir iş birliğimiz yok. Böyle bir iş birliğimiz de olmadı." Şimdi Sayın Genel Başkanın kamuoyunun karşısına çıkıp gerçekleri çarpıtıp yalan söylediğine inanmak istemiyorum ama ortadaki gerçeklerin de böyle olmadığını sizlerle paylaşmak istiyorum. Bakın, iki tane belge... Bunlardan biri şudur: CHP Üye Kayıt Başvuru Belgesi. Bu belge şudur arkadaşlar: Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa edip giden belediye meclis üyesinin seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi adayına oy kullansın diye o gün üye yaptığımız belediye meclis üyesinin üye kayıt formu. Bunu kim istedi? Kiminle konuştuk bunu? Yaşar Tüzün'le. Ve biz bu arkadaşımızı üye yaptık. Bu arkadaşımız şu anda Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi oldu. Yani biz Cumhuriyet Halk Partisi'nin Büyükşehir Meclis Üyeliğine bir tane üye kazandırmış olduk. Ama kendilerinin seçtiği Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi iki gün önce Kartal'dan istifa etti, ismini biliyorsunuz. Dolayısıyla bu, birlikte aldığımız, birlikte yönettiğimiz bir karardır.
Bakınız, bir başka belge... Bütün bunların bu arada kayıtları vardır. Biraz önce size dedim ki 3. sıradaki adayımız, yedek 3. sıradaki adayımız gelip oy kullansın diye —ki bunların hepsi Cumhuriyet Halk Partisi üyesi— gelip oy kullansın diye biz bu adayımızın oy kullanabilmesini sağlayabilmek için Adalar İlçe Seçim Kuruluna yazı yazdık. Bunu kiminle organize ettik biz? Yaşar Tüzün'le. Dedik ki: "1. ve 2. sıradaki adayımız parti üyesi değil. 3. sıradaki adayımız nasıl oy kullanacak?" Seçim Kurulu bizden yazı istiyor. Adalar Seçim Kurulu diyor ki: "3. sıradaki adayın parti üyesi olduğunu, 1. ve 2. sıradaki yedek üyenin de parti üyesi olmadığını bize yazılı getirin." Bakın, biz partinin bütün yapılarını, organizasyonlarını seferber ederek bu yazıyı götürdük, Seçim Kuruluna verdik.
Şimdi hiç kimse kusura bakmasın. Seçim tarihinin pazartesi değil de çarşamba günü yapılmasına biz birlikte karar verdik. Kamuoyunun önünde neyi saklıyoruz arkadaşlar? Bu ne kibir? Bu neyin kibri? Sayın Özgür Özel ya yalan söylüyor —ki ben yalan söylediğine inanmak istemiyorum— ya da kendi Genel Başkan Yardımcısının ne yaptığından haberi yok. O zaman da ortada büyük bir zafiyet var demektir. Dolayısıyla kimse kamuoyunu yanıltmasın, kimse kamuoyunu kandırmasın. Bu birlikte hareket etme duygusu önemlidir, değerlidir. Buna ihtiyaç duyacağız. Önümüzdeki günlerde bu bizim için çok daha büyük bir ihtiyaca dönüşebilir. Kimse bu zemine zarar vermesin, kimse bu yaklaşımın önemsiz olduğunu düşünmesin. Buna her zamankinden fazla ihtiyaç duyacağız önümüzdeki günlerde. Dolayısıyla gerçekler bunlardır sevgili dostlar, sevgili basın mensuplarımız.
“AKP’YE GEÇEN 38 BELEDİYE BAŞKANININ SORUMLULUĞUNU ÜSTLENİN VE ÖZ ELEŞTİRİ YAPIN”
Sonra Özgür Özel açıklamasında bir şey daha söylüyor. Bu da aslında çok açık bir itiraf. Diyor ki: "Düşünsenize, o belediye başkanlarının tamamı bizim yönetimimiz sırasında belirlenmiş." Yani diyor ki bize: "Siz" diyor, "bunların ismi CHP" diyor, "bunlar CHP üyesi ama" diyor, "bunları ben belirledim" diyor. "Bunlar kerhen orada duruyor" diyor. Aslında "Bunlar CHP'li değil, bunların ruhu, bedeni bizimle beraber" demek istiyor. Ama o zaman ben buradan soruyorum: Yahu bu belirlediğiniz 38 tane belediye başkanı AKP'ye geçti! Buna ne diyeceksiniz? Bununla ilgili bir öz eleştiri yapmayacak mısınız? "Bunların hepsini tek tek ben belirledim" diyorsun; 38 tanesinin AKP'ye geçmesinden utanmıyor musunuz? Hiçbir öz eleştiri yapmayacak mısınız, yok mu sayacaksınız bunu? Sadece bu 38 tane belediye başkanına mı yükleyeceğiz bu suçu? Bunların tehdit edildiğini mi söyleyeceğiz sadece, böyle mi kabul edeceğiz? Bunun siyaseten bir karşılığı yok mu, siyaseten bir bedeli yok mu? Bu ne kibir, bu ne pişkinlik! Dolayısıyla arkadaşlar, herkes kendi üzerine düşeni yapmalı. Zor bir dönemden geçiyoruz. Herkes objektif biçimde kendi üzerine düşeni almalı, kendi üzerine ne düşüyorsa bunu yerine getirmeli. Böyle bir süreçten geçiyoruz. Her şey kamuoyunun önünde oluyor, kamuoyunun önünde gerçekleşiyor.
Bunun ötesinde arkadaşlar, başka konular da değerlendirildi. Tabii değerlendirme konularımızdan birisi Abant bildiğiniz üzere. Milletvekili çalışma programımız var, bununla ilgili bir toplantımız var, kampımız var. MYK üyelerimiz ve Parti Meclisi üyelerimiz de buraya davetliler ve Abant'ta yapacağımız bu çalışmada hem parlamento gündemine ilişkin hem parti gündemine ilişkin yol haritalarımız değerlendirilecek, çeşitli konularda çeşitli sunumlar yapılacak. Yine yerel yönetimlerle ilgili, örgütlerimizle ilgili bir ahlak yasası. Bununla ilgili, bu ayrıntıları şimdi hepsini paylaşmak istemiyorum ama 7-8 tane sunumumuz var. Bu sunumlarla beraber milletvekili arkadaşlarımızın değerlendirmeleri olacak parti siyasetine ilişkin. Onlara ilişkin de genel değerlendirmeler yaptık, programımızı gözden geçirdik. Benim şimdilik sizlerle paylaşacağım, MYK gündemine ilişkin paylaşacağım konular bunlardır. Bunların dışında sorularınız olursa onları da cevaplandırmaya çalışayım.
Soru- Sayın Sarı, dün açıklamanızda "Hiç kimse CHP'den üstün değildir" dediniz. CHP'nin oyları ve örgütsel desteğiyle seçilen belediye başkanlarının görev süreleri dolmadan partiden ayrılarak bağımsız devam etmesi konusunda bir eleştiri olarak kabul ettik biz bunu. Bu partinin görüşü müydü? İzmir'de de Cemil Tugay da benzer şekilde bağımsızlığa geçti. Bu yol ayrımları sadece iktidarın yarattığı korku ile açıklanabilir mi? Teşekkür ederim.
Müslim Sarı- Elbette iktidarın yarattığı korkuyla açıklanamaz tek başına. Bunu defalarca söyledim, az önce de onu anlatmaya çalıştım. Şimdi bizden ayrılıp giden belediye başkanlarının başka siyasal yolculuklara çıkıyor olmasını tek başına bu belediye başkanlarının siyasal aidiyetlerinin zayıflığıyla anlatamıyoruz, anlatamayız. Yani "Bu belediye başkanlarımız aslında CHP'li değildi, işte aslında başka bir gelenekten geldi de parti aidiyeti zayıftı, şimdi gidiyor..." Doğru olabilir kısmen. Ya da "Bu belediye başkanlarımız işte birtakım sıkıntılarla karşı karşıya kalmıştır, haklarında soruşturma vardır..." Kısmen doğru olabilir. Ya da "Bu belediye başkanlarımız tehdit edilmektedir..." Ama bunlar meselenin tamamını anlatmaya yetmiyor. Bunun bir siyasal bedeli olmalı, yani onu biz anlatmaya çalışıyoruz. Bir öz eleştiri yapmalıyız. Bu belediye başkanlarımızı kim seçti arkadaşlar, bunlara kim referans oldu, hangi yöntemlerle seçildi? Özgür Özel söylüyor "Bunların hepsini tek tek biz seçtik" diye. O zaman bunun sorumluluğunu da alın! Bu 38 tane belediye başkanını tek tek siz seçtiyseniz, siz kimsiniz? "Cumhuriyet Halk Partisi bunları ben seçtim" diyorsanız o zaman bunun sorumluluğu sizde. Çıkın, alın, bir öz eleştiri yapın. "Evet ya, biz yanlış adaylar belirlemişiz" deyin. "Ben bunun siyasal sorumluluğunu alıyorum" deyin. Dolayısıyla bir öz eleştiriye ihtiyaç olduğunu söylüyoruz, zaten söylediğimiz şey bu. Yani onun dışında hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisi'nden büyük değildir. Evet, yani hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisi'nden büyük değildir! En büyük Cumhuriyet... Hepimiz Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal kimliği içinde, onun sayesinde, onun ışığında ve onun yapısı içinde siyaset yapıyoruz. Kimse bundan büyük değil, bizim söylediğimiz tek şey bu. Buyurun.
Soru- Efendim, İstanbul İl Başkanlığı pozisyonu hâlâ açık. Gürsel Tekin ve başka isimler de gündemdeydi. MYK'da bu konu gündeme geldi mi? Son durum nedir, nasıl bir değerlendirme yaparsınız? Teşekkür ederim.
Müslim Sarı- Evet, bugün MYK'da bu konu gündeme gelmedi. Ama zaten böyle bir değerlendirme yapmak için MYK'nın gündemine getirmeye de gerek yok bu konuyu. Çünkü Sayın Genel Başkana biz daha önce yetki vermiştik. Dolayısıyla hani MYK'da tartışmak isterse, MYK'da konunun gündemine getirmek isterse getirirdi, getirmedi ve MYK'da bu konu gündeme gelmemiş oldu. Ama Kemal Bey'de, Sayın Genel Başkanda yetki var; her an bu yetkisini kullanabilir. Başka? Buyurun.
Müslim Sarı- Evet, bugün MYK'da bu konu gündeme gelmedi. Ama zaten böyle bir değerlendirme yapmak için MYK'nın gündemine getirmeye de gerek yok bu konuyu. Çünkü Sayın Genel Başkana biz daha önce yetki vermiştik. Dolayısıyla hani MYK'da tartışmak isterse, MYK'da konunun gündemine getirmek isterse getirirdi, getirmedi ve MYK'da bu konu gündeme gelmemiş oldu. Ama Kemal Bey'de, Sayın Genel Başkanda yetki var; her an bu yetkisini kullanabilir. Başka? Buyurun.
Soru- Sayın Sarı, önce İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, daha sonra da Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş istifa ederek bağımsız devam edeceğini söyledi. Bu iki isim kopup bağımsız kaldı. Sizce bu isimlerin bağımsızlığı AK Parti'ye geçiş öncesi bir ara durak olabilir mi? Yoksa Sayın Mansur Yavaş'ın cumhurbaşkanlığı adaylığı da çok dile getirildi, Türkiye'de mevcut siyasi dengeleri baştan kuracak bir aktör olabilir mi Sayın Yavaş?
Müslim Sarı- Ben bu konuyla ilgili değerlendirme yapmak istemem. Yani belediye başkanları bağımsız olarak da yoluna devam edebilir, başka siyasal yolculuklara da çıkabilir. Bu konu onları ilgilendirir, onların vereceği karardır. Bu konuyla ilgili bir değerlendirme yapmak istemiyorum. Kendilerine sorun, muhatapları kendileri.
Teşekkür ederim arkadaşlar.
21.05.2026
20.05.2026
20.05.2026
15.05.2026
15.05.2026
07.05.2026
06.05.2026