14.07.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TV 100 canlı yayınında, gazeteciler Erdoğan Aktaş ile Başak Şengül’ün sorularını yanıtladı, gündeme ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun değerlendirmelerinden öne çıkanlar özetle şöyle:
- “CHP'nin bölünmesi kimin işine yarar? Erdoğan'ın işine yarar. İktidar partisi Erdoğan CHP'nin bölünmesini ister mi? İster. CHP'nin güçlü olmasını ister mi? İstemez. Bölünmesini ister. Kim partiyi böler, partiyi ayrıştırırsa Erdoğan'a hizmet etmiş olur.”
-“Mutlak butlan davasını açan, ifade veren, gidip konuşan ben değilim. İl dava Bursa'da açıldı, davayı açan da değişimci birisi. Sormak lazım, o dava niçin açıldı? Mutlak butlan davasında söylenen şu: Bazı delegelerin iradeleri parayla satın alındı. Çıkarına satın alındı. Bunu söyleyen AK Partililer mi, MHP'liler mi, Saadetliler mi? Hayır. Söyleyen kim? CHP'liler. Parayı alan kim? CHP'liler. İfadeyi veren kim? CHP'liler.”
- “Herkes sanıyor ki mutlak butlan kararı çıktı Kılıçdaroğlu geldi. Hayır efendim 38. Kurultayda Parti Meclisi ve MYK üyelerinin tamamı ve Genel Başkan hep beraber geldi, bir kişi gelmedi. Mahkeme diyor ki ‘38. Kurultayda şaibe oldu, irade fesatlandı. Dolayısıyla eski yönetimi ben olduğu gibi getiriyorum…’”
- “Mansur Bey geldi, Vahap Bey geldi, bir de bizim eski milletvekilimiz Engin Özkoç karardan çok önce geldiler bana bunu sordular. Ben de dedim ki, “Eğer kayyum olursa kesinlikle kabul etmem. 100 yıllık bir partiyi kayyuma teslim edemeyiz. Bu doğru bir şey değildir. Ama mutlak butlan çıkarsa ben değilim ki eski yönetim, eski Parti Meclisi hepsi beraber geliyor. O zaman otururuz konuşuruz.”
- “İki ayrı dava var. Bir dava istinafta karara bağlandı, görevlendirme yapıldı. Ceza davası ayrı. Orada hapis cezaları vs. var. Yani parayı dağıtanlarla ilgili ceza davası var. Bu parayı dağıtanlarla ilgili dava değil. Bu 38. Kurultayı iptal eden bir dava. Burası diyor ki; ‘nifak sokuldu buraya, para hareketleri oldu, oturun yeniden bir kurultay yapın…’ Biz de yeniden bir kurultay yapmak için geldik.”
- “Erdoğan bu Genel Merkezi ziyaret ettiğinde Erdoğan'ın forsunu bayrak direğine kim astı? Ben mi astım? Bizi dinleyen bütün partililerimize sesleniyorum. Sayın Abdullah Gül, beni ziyarete geldiğinde biz Cumhurbaşkanlığı forsunu Genel Merkezin önüne asmadık. Erdoğan geldiğinde onlar astılar. Niçin asıyorlar? Erdoğan meclise geldiğinde, meclisin açılışına katıldığında CHP'liler ayağa kalkmazdı.”
- (Normalleşme yanlıştı diyorsunuz o zaman sorusuna cevaben) “Hangisi doğru ki? ‘Arka kapı diplomasisi sürüyor’ diyorlardı. Hangi arka kapı diplomasisini yapıyorsunuz siz? CHP; tek adam rejimine karşı çıkarken, bunun mücadelesini yaparken siz arka kapı diplomasisi ve müzakere diyorsunuz. Neyin müzakeresini yapacaksınız?”
- “Mecliste Suudi Arabistan'la ilgili yapılan bir sözleşme dolayısıyla oylama yapıldı. 75 AK Partili milletvekili mecliste yoktu ama onlar adına diğer bazı milletvekilleri burada diye pusula gönderdiler. Meclis başkanı ne yaptı, sesini duydunuz mu Numan Bey'in? Buradan soruyorum Numan Kurtulmuş'a: Senin sesin niye çıkmıyor? Eğer sesi çıkmazsa o da bu sahtekarlığın ortağıdır.”
- “Bu meclis yapısı itibariyle Türkiye'nin sorunlarını çözemez. Edilgen ve gelen talimata göre hareket eden bir meclis. Olmaz böyle bir meclis. Kimse ağzına alıp da bu meclis kurucu meclistir falan demesin. O meclis ayrıydı, o mecliste onurlu insanlar vardı, o mecliste 5 kuruşun hesabı sorulurdu. Şimdi milyarların hesabı sorulmuyor.”
- “Bizden bir arkadaş; para var, yolsuzluk var rakamı küçümsüyor. ‘Bilmem şu kadar bin dolar. E olur, bu da rakam mı’ diyor. Bu söylenir mi ya? Bir CHP milletvekili… Asgari ücretin kaç lira olduğunu sen bilmiyor musun? Sen nasıl olur da binlerce doları bu da rakam mı diye söylersin! Yolsuzluğu, hırsızlığı aklamaya çalışıyorsun! Bunları tutmayacağım mecliste, arınma dediğimin temel felsefesi budur.”
- “Kendi aramızda tartışırız. Hiçbir sorun yok. Niye bölünüyoruz? Bana mantıklı bir gerekçe lazım. Niye bölünüyoruz? Eğer Kılıçdaroğlu hırsızları ayıklayacaksa onun için bölünüyoruz diyorlarsa bu daha vahim bir şey.”
- “Bir CHP'linin iktidardan hesap sorabilmesi için kendisinin hesap vermeye hazır olması ve bunu onurlu bir görev kabul etmesi lazım. Hiçbir CHP milletvekili, hiçbir CHP'li belediye başkanı hesap vermekten kaçınamaz; hesap verecektir, ben hesap vermeye hazırım diyecektir.”
- “Hangi gerekçeyle ayrı parti kuruyorsun? Daha bakın ahlaki yönüyle söyleyeyim; hem parti içindesiniz, hem partinin grup başkanısınız, hem de ben ayrı parti kurmak için çalışıyorum diyeceksiniz. Bu olmaz. Konuşur muyuz? Elbette konuşuruz. Biz kavga etmedik, yumruklaşmadık. Elbette konuşuruz. Nedir olaylar? Neyin nesidir? Hangi gerekçeyle bir parti kurma ihtiyacı çıkmış?”
- “Milletvekillerini bölmeye, ayrıştırmaya, kutuplaştırmaya hiç gerek yok. Bu partinin bir itiraz kültürü vardır. Bu parti Genel Başkanlarına asla hakaret etmez. Genel Başkanı sever veya sevmez ama Genel Başkanı hep saygıyla anar.”
- (Sayın Özgür Özel'in partiden ayrılmasına gerek yok mu diyorsunuz sorusu üzerine) “Gerek yok efendim. Niye, hangi gerekçeyle partiden ayrılıyor? Parti içinde mücadele edebilir. Buna hiç itirazım olmaz. Geçmişte olmuştur, partinin içinde değişik aktörler çıkmıştır, onlar kendi aralarında yarışmışlardır. Buna bir şey demiyorum ama parti içinde paralel yapı olmaz.”
- (Şu anki hali paralel yapı olarak mı tanımlıyorsunuz? Eğer bu devam ederse buna nasıl bir önlem alacaksınız ya da nasıl bir yol haritanız var sorusu üzerine) “Tanımlamıyorum zaten öyle. Şimdi bizim bir parti sözcüğümüz var. Onlar da kendilerine bir MYK oluşturmuşlar. Onların da bir parti sözcüsü var. Olur mu Allah aşkına ya? Olmaz. Paralel yapı nerede olurdu? Ben söylemeyeyim, siz söyleyin. Böyle bir şey olmaz. Paralel yapılar, paralel örgütler kurmak doğru değil. Siz gidersiniz illeri gezersiniz, ilçeleri gezersiniz, il başkanlarını gezersiniz, belediye başkanlarını gezersiniz. Kendinizin Genel Başkan adayı olduğunuzu söylersiniz. Kendinize oy istersiniz. Bunların hepsi olağandır ve normaldir ama ayrı paralel yapılar kurmak doğru değildir.”
- “Bakın NATO toplantısı yapıldı, NATO'yla ilgili bir açıklama yaptım. Bu açıklama CHP'nin bugüne kadar NATO ile ilgili yaptığı en önemli ve en kritik açıklamasıydı. Çünkü bu açıklamanın özünde şu var: Türkiye farklı bir Türkiye'dir. Türkiye bölgesinin egemen gücüdür. Türkiye NATO'nun ileri karakolu değildir. NATO'nun her dediğini yapan bir ülke değildir. Türkiye Rusya'yla da konuşur. Türkiye Çin'le de konuşur. Türkiye kendi bölgesinde, Türk Cumhuriyetlerinde güçlü olmaya aday ve güçlü olan bir ülkedir. Ekonomisiyle, savunma sanayiyle, üniversiteleriyle, bilgileriyle, teknolojideki gelişmeleriyle Türkiye farklı bir ülkedir. Dolayısıyla Türkiye'yi dar bir alana hapseden bir anlayışı, bir dış politika anlayışını asla kabul etmediğimizi söyledim. Bunları ifade ettim. Bizim NATO ile ilgili görüşümüzü ifade ettim ve bunu bir kitapçık yapıp bütün milletvekili arkadaşlarıma gönderdim. Onlar da görsünler CHP'nin NATO ile ilgili görüşü nedir? Önümüzdeki süreçte başka temel konularda da açıklamalar yapacağım.”
- (TV100 ekranlarında Sayın Kılıçdaroğlu Sayın Özgür Özel'e partiden ayrılma çağrısı yapıyor, doğru mudur sorusu üzerine) “Hiç kimsenin Türkiye'nin bugünkü koşullarında partiden ayrılma lüksü yoktur. İçeride, dışarıda Türkiye pek çok sorunla karşı karşıya. Ekonomisi iflas etmiş bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız. Kendi içimizde çatışma değil tam tersine ülkeyi bu hale getirenle mücadele etmemiz lazım. Müzakere değil, mücadele etmemiz lazım. Böyle bir devlet anlayışı olamaz. Böyle bir devlet anlayışında siz Türkiye'yi ileriye taşıyamazsınız. Demokrasisi olmayan bir ülkede, hak ve özgürlükleri olmayan bir ülkede, AYM kararlarının uygulanmadığı bir ülkede niçin ayrılıyorsunuz siz, ne diyeceksiniz? Ben mesela merak ediyorum. Ayrıldınız, ne diyeceksiniz? Benim söylediklerimi diyecekseniz niye ayrılıyorsunuz? Ha diyeceksiniz ki efendim biz ayrılacağız gideceğiz AK Parti ile işbirliği yapacağız, onlara katılacağız veya başka partilerle beraber olacağız ona bir şey diyemem. O da yanlış.”
- “Mutlak butlan kararında adı geçen 9 milletvekili. Yani bu işe kirli işe bulaşan 9 milletvekilini tedbirli olarak disipline gönderdik. Tedbirli olarak. Bu olayı kim getirdi CHP'nin başına bela etti? İsmi geçiyorsa kimse kusura bakmasın. Ben bu partide en sıradan üyeden partinin tepesinde görev yapan CHP'liye kadar herkesin hakkını hukukunu korumak zorundayım. Benim görevim bu.”
- “İrade satın alındığı andan itibaren o irade yok hükmündedir. Ben demiyorum yargı diyor. Yeni bir kurultay değil 38. Kurultayı yeniden yapacağız biz. Yani bir 39. kurultay yapmayacağız. 38. Kurultayı oturacağız yeniden yapacağız. Ama yeni delegelerle, yeni üyelerle yapacağız bu kurultayı. Çünkü eskilerine yargı ‘Bunların iradesi sakatlandı. Bunlarla olmaz’ diyor. Mahkeme, bu üyelerle kurultay yapamazsın diyor, çünkü bunların iradeleri sakatlandı. Şimdi aynı kişileri getiriyorsunuz biz kurultay yapalım. E o kurultayı yapsak bir daha iptal edilecek. Hakim diyecek ki, "Kardeşim ben size yeni delegelerle yeni kurultay yapın dedim. Eskileri zaten ben iptal ettim. Şimdi sen eskileri tekrar getiriyorsun."
- “Kurultay yapmaktan niye çekiniyoruz, niye korkuyoruz ki? Kurultay yapacağız. Gidilsin delegeler ikna edilsin, söylensin. Biz daha iyi partiyi yöneteceğiz. Daha güzel yöneteceğiz. Daha güzel politikalarımız var, daha iyi politikalarımız var. Şunu yapacağız, bunu yapacağız vesaire ikna ederler. Gelirler aday olurlar, kazanırlar. Kimse bir şey diyebilir mi?”
- (833 imzayla ilgili olarak Sulh Hukuk Mahkemesi'ne başvuru yapılacağı ve bir çağrı heyeti talebi olacağının açıklanması konusunun hatırlatılması ve Özgür Özel’in “Vallahi kayyum olsa daha iyi. Çünkü onun yapacakları sınırlı. Sadece kurultayı toplayacak işi bitecek” ifadesine ne diyorsunuz) sorusu üzerine “İstanbul İl Başkanlığına çağrı heyeti atandı değil mi? Kaç gün geçti? 45 günden fazla. Yapıldı mı toplantı? Yani il seçimi yapıldı mı? Yapılmadı. Gene uzatıldı yanlış hatırlamıyorsam Ekim'e kadar. Ne yapacaksınız? Bir insan hukuk bilir. Ben hukukçu değilim ama en azından bu işi iyi bilen hukukçulara soruyorum böyle bir şey olduğu zaman ne yapalım diye, nasıl olsun diye. Gayet basit yani herkesin anlayacağı dille anlatıyorum. Mahkeme demiş ki 38. Kurultayda para hareketleri oldu, iradeler satın alındı. Bu yok hükmündedir. Oturun yeni bir kurultay yapın. Yeni kurultay ne demek? Yeni üyelerle yapın. İradesiz sakatlanmamış üyelerle yeni bir kurultay yapın. Biz de onu yapıyoruz zaten. Şimdi şu anda bizim elimizde tabii mahkeme yetki verse ben yarın sabah kurultayı yaparım ama tedbir var.”
- Adnan Baker kim oluyor da gelip CHP'nin kapısında otobüsüyle bekliyor, kim bu adam ya? ‘Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu'na oy vermedim’ diyen bir adam. Bu adamın ne işi var CHP'nin içinde? Ve bu adam kirli bir adam. Kirli adamın CHP'nin içinde ne işi var ya? Kirli adam diyorum, açsın davayı, mahkemeye bütün kirliliklerini delilleriyle ortaya koyacağım.”
-“Partinin ahlaki üstünlüğünün korunması lazım. Partinin kurmaylarına, partinin yöneticilerine her zaman saygı duyulur. Bunlar yeri geldiğinde en sert şekilde eleştirilirler ama hakaret olmaz. Hakaretin olduğu yerde zaten parti kültürü olmaz. Bunların partiden ayıklanması lazım, bunların partide yerleri yoktur; bunlar giderler başka bir partiye katılırlar, istedikleri kadar küfür edebilirler, birbirlerini dövebilirler ama bizim partinin kültüründe bunlar yoktur.”
- “‘Şimdi arınma zamanı’ diyorum. Sadece CHP için söylemiyorum ben bunu; Türkiye'nin de arınması lazım kirlilikten, siyaset kurumunun arınması lazım. CHP de siyaset kurumu zaten. Eğer siyaset kurumu kirlilikten arınmazsa ülkenin beli doğrulmaz. Eğer bu kadar yolsuzluk yaşanıyorsa bu ülkede, bu kadar haksızlık, hukuksuzluk varsa bu ülkede, arınma olmadan olmaz. Kurumların da arınması lazım.”
- “Belediye başkanları şu anda tutuklu. Tutuklu yargılanmalarını doğru bulmuyorum, tutuksuz yargılanabilirler. Belediye başkanlarımız hesap verebilir; varsa artıları, eksileri neyse… Bütün iddianameleri okudum. Sadece ben okumadım, güvendiğim hukukçulara okuttum.”
- “Yargılananların aklanıp dönmelerini isteriz. En büyük arzumuz o.”
- “Ekrem Bey özgürce kendi savunmasını yapmalı ve ona uygun ortamı yargıç sağlamak zorundadır. Eğer siz karar verecekseniz, yargıç olarak karar verecekseniz avukatı dinliyorsunuz. İddia makamını dinliyorsunuz. Bir de sanığı dinlemek zorundasınız. Onun savunma yapmasını kısıtlarsanız veya savunma yapmasını engellerseniz o zaman adalet yara alır. Orada gerçek bir adaletin çıktığı yönünde tartışma başlar. Öyle bir adalet kavramı olmaz. Savunmasını beğenirsiniz, beğenmezsiniz ama savunmasına olanak vereceksiniz.”
- “Ben hiçbir yerde yargı bağımsızdır demedim. Yargıyla ilgili benim de bir sürü derdim var. Türkiye'de kaybettiğim yargıyı gittim AİHM’de kazandım ve devlet bana tazminat ödemek zorunda kaldı.”
- “Ben milletvekili olsam benim dokunulmazlığımı kaldırın gidip mahkemede beraat edip tekrar meclise geleceğim derim.”
- “Çok konuşuldu, çok istismar edildi. Bakın şimdi, dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda Sayın Demirtaş'ın açıklaması var, o dönemin DEM yöneticilerinin açıklamaları var dokunulmazlıklara karşıyız, kaldırılsın diye. Bizim kurultayımızda dokunulmazlıklar kalksın diye kurultay kararı var. Bizim seçim bildirgelerimizde, diğer yerlerde dokunulmazlıkların kaldırılması ile ilgili kararlar var. O dönem dokunulmazlıkların kaldırılması ile ilgili dosya geldi. Dokunulmazlık kaldırıldı. Ama yanlış olan şu: Dokunulmazlığı kaldırılan bir insanın tutuklanması doğru değil. Dokunulmazlığı kalkar, gider hesabını verir ama tutuklanma doğru değil.”
- “Can Atalay milletvekili seçildi, YSK bunun milletvekilliğini onayladı. Siz bunu hapse atıyorsunuz, AYM kararlarını tanımıyorsunuz. Olmaz; milletvekili seçilmiş, YSK onaylamış, parlamentoda adı okunmuş ama siz bunu getiremiyorsunuz. Kendi milletvekiline sahip çıkamayan bir parlamento Türkiye'ye sahip çıkamaz. Kendi seçilmiş milletvekiline sahip çıkamayan bir TBMM Başkanı, o sahte oy pusulalarına nasıl sessiz kalıyorsa kendi parlamentosuna da sahip çıkamaz. Ya Can Atalay'ı getirecek o meclise ya da görevinden istifa edecek.”
- “Eğer ülkede başta Kızılay olmak üzere kurumlar gerçekten yolsuzlukların merkezi haline dönmüşse ve bu kurumlara olan güven azalmışsa, buraya ödediğimiz paralar başka yerlere gidiyor diye bir algı yerleşmişse, ortaya çıkan halkın güvendiği aktörlere insanlar gidip paralarını veriyorlar. Haluk Levent de bunlardan birisiydi; deprem sırasında çıktı, ben yardım ediyorum dedi, paralar topladı. İnsanlar Kızılay'a vermedi, götürdü oraya verdi. Çünkü Kızılay güven veren bir kurum değil. Kendi kuruluş ilkelerinden büyük ölçüde uzaklaştı. Arınma dediğim işte bu. Sadece CHP'de değil, sadece bir başka partide değil, Türkiye'nin genelinde bürokraside bir arınma olması lazım. Kurumlar güven vermiyor. Kurumlar yozlaştı.”
- “Tarihte bize çok suçlama yapılmıştır. Bize yeri gelmiş komünist parti demişler, yeri gelmiş faşist parti demişler, yeri gelmiş dinsiz parti demişler ama hiç kimse ahlakımızı sorgulamamıştır, bu adamlar ahlakı erdemi bilen insanlardır demişlerdir. En acımasız rakibimiz bile... Şimdi biz bu ahlaki üstünlüğümüzü kaybetme riskiyle karşı karşıyayız. Eğer ahlaki üstünlüğümüzü kaybedersek emin olun Türkiye'de pek çok şey çöker gider.”
- (Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş’la görüşmesinin sorulması üzerine) “Olayı duyduğumda bu arkadaşa sahip çıkma ihtiyacı duydum. Bu arkadaşımız bir sanatçı. Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz, ama bir sanatçı. Hakkında soruşturma açıldığında sırtında çantasıyla İstanbul'a geliyor. Siz de buna ters kelepçe takıp mahkemeye çıkarıyorsunuz. Bu benim demokrasi anlayışıma da, sanat anlayışıma da, kültür anlayışıma da ters. Benim buna sahip çıkmam gerekiyordu. Ben de gittim. Orada İşçi Partililer tarafından protesto edildim. Olabilir. Ben çok protesto gördüm. Bir siyasetçi bunları yaşar. Linç girişimlerini de gördüm, protestoları da gördüm. Ama benimle aynı düşüncede olmasa bile bir kişinin hakkını ve hukukunu korumak zorundayım.”
- (Ahmet Telli ve Kadir İnanır’ın cenaze törenlerine gönderdiği çelenklerin içeri alınmadığı iddialarının sorulması üzerine) ““Benim gönderdiğim çelenk anma salonuna alınmamış. Alınmayabilir. Ama ailenin bundan haberi yok. Almayanlar beni sevmeyen kişiler. Bu doğru değil. Seversiniz, sevmezsiniz; o ayrı mesele. Sonuçta bir sanatçının vefatı söz konusu. Ben Kadir Bey'i hastanede ziyaret ettim. Kendisiyle uzun uzun sohbet ettik. Fotoğraflar çektirdik. Vefat ettiğinde gerçekten çok üzüldüm. Kadir İnanır, benim de çocuklarımın da çok sevdiği, saygı duyduğu bir sanatçıydı. Özellikle kızım onun filmlerini izlerken ağlardı. Dolayısıyla oraya gönderilen bir çelengin alınmaması, her şeyden önce Kadir Bey'e saygısızlıktır. Çelenk alınsa ne olur, alınmasa ne olur? Bu beni ne büyütür ne de küçültür. Ben sadece saygımın bir ifadesi olarak göndermiştim. Burada da çelengim içeri alınmamış. Ailesi buna çok üzüldü. Bana saygı duyduklarını da ilettiler. Ben de yakın zamanda aileyi ziyaret edeceğim.”
- ““Merkez Yönetim Kurulu üyelerini, yeni atanan il başkanlarının çalışmalarını yerinde görmek üzere görevlendirdik. Önümüzdeki hafta görev dağılımı çerçevesinde illere gidecekler. Görev dağılımını Genel Sekreterimiz yaptı. İl gezilerimiz de olacak, ilçe gezilerimiz de olacak, esnaf ziyaretlerimiz de olacak. Benim gezilerimin temel özelliği, toplumun en fazla ötekileştirilmiş kesimlerine gitmemdir. Kâğıt toplayıcılarına giderim. Apartman görevlilerine giderim. Siyasetin görmediği insanlarla buluşurum. Ürününü satamayan çiftçilere giderim. Sabahın erken saatlerinde hâllere gider, onlarla konuşurum. Benim siyaset anlayışım budur. Önemli olan caddede yürümek değil; insanları dinlemektir. Çöpten kâğıt toplayanların derdi nedir? Kaçı sigortalı, kaçı sigortasız? Sosyal güvenceleri var mı? Yoksa nasıl sağlanabilir? Ben bunları dinlemek zorundayım.”
- (CHP Genel Merkezi’ndeki “Türkiye’nin birinci partisi” yazısını kaldırıp “Türkiye’nin kurucu partisi” yazısının getirilmesinin nedeninin sorulması üzerine) “Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye'nin kurucu partisidir. Bu çok önemli tarihî bir birikimdir. Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran parti CHP'dir. Birinci olabilirsiniz, ikinci olabilirsiniz. Ama sizin asıl markanız Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu partisi olmanızdır. Türkiye'nin iç ve dış politikasına yön veren parti olmanızdır. Bu nedenle ‘Türkiye'nin kurucu partisi’ ifadesini kullanmayı daha doğru bulduk.”
- (Sizin yönetiminiz açısından Ekrem İmamoğlu'nun adaylığı ihtimali sıfırlandı mı sorusu üzerine) “Cumhurbaşkanlığı tartışması açmak kadar yanlış bir şey yok. Kaç yıl var Cumhurbaşkanlığı tartışmasına? Biz yıllardır bunu tartışıyoruz. Bakın, 2,5 yıldır, Cumhurbaşkanlığı seçiminden bu yana hep bunu tartışıyoruz. Ya memleketin başka bir sorunu yok mu Allah aşkına? Yeri, zamanı gelince Cumhurbaşkanı adayı belirlenir.”
- “Cumhurbaşkanlığı adaylığımda da ben çıkıp en başta ‘Ben adayım, adayım, adayım’ demedim ki. Hiç demedim öyle bir şey. ‘Altılı Masa karar verecek’ dedim. ‘Oy birliğiyle karar verilecek’ dedim. Ondan sonra biz bunu partinin grubuna getirdik. Yoksa öyle, biz en baştan çıkıp ‘Ben Cumhurbaşkanı adayıyım’ hiçbir zaman söylemedim. Çünkü bunu söylediğim andan itibaren Altılı Masa'daki diğer liderlere haksızlık etmiş olurdum, yani onların hakkını yemiş olurdum.”
- “Türkiye Cumhuriyeti'nde Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçime girmesini engelleyecek hiçbir güç yoktur. Ben bunu söylerken hukukçulara danışıyorum herhalde. Ne demek ya? Cumhuriyet Halk Partisi, ana muhalefet partisi, seçimlere girmeyecek...”
- (Kurultay nasıl yapılacak sorusu üzerine) “Ön hazırlıklarımızı yapıyoruz. Delegelerin seçimleriyle ilgili o tarihe kadar pek çok şeyin çözüleceğini ben şahsen düşünüyorum. Yani bu kadar uzun süreceğini düşünmüyorum. Özgür Beyler Yargıtay'daki dilekçelerini geri çekerlerse zaten karar kesinleşecek. Yargıtay'daki başvurularını geri çekerlerse yine seçimler yapacağız. Yine partinin kimliğine, partinin geleneklerine, partinin ahlakına uygun olarak yeni delegeler seçilecek.”
- “Kurultayı yapacağım. Kurultayda aday olmak isteyenler kimse özgürce aday olacaklar. Özgürce propagandalarını yapacaklar. Özgürce adaylıklarını ilan edecekler. Onlara hiç kimse bir şey söylemeyecek. Hiç kimse onların aleyhine konuşmayacak. Bunun garantisini veriyorum. Güvenli liman… Yani parti gerçek anlamda kuruluşundaki felsefeye uygun olarak kurultay yapacak. Benim düşüncem şu: Partiyi güvenli limana getirmek ve partiyi gerçekten de yeni arkadaşlara, yeni yöneticilere, o güvenli limanda görev yapmalarına imkân sağlamak.”
- “Korumaların yemek parasını, yemeğini genel merkez karşılıyordu. Bana baştan arabaları da genel merkez veriyordu. Teşekkür ettim kendilerine. Ama bir süre sonra genel merkez korumaların yemeğini kesti ve bana tahsis edilen arabaları da geri çektiler. Şimdi bu yakışmaz. Bir genel başkanınıza araba tahsis etmişseniz bunu geri çekmesi doğru değildir. Korumalar benim korumalarım değil. Devletin korumaları. Yani hepsi polis. İçişleri Bakanlığı'nın görevlileri. Bunların yemeğini niye kestiniz?”
- “Cumhuriyet Halk Partisi'nin partinin politikasını partinin kurultayı belirler. İki, partinin parti meclisi belirler. Üç, MYK belirler. Dört, genel başkan belirler. Belediye başkanları ise CHP'nin belirlediği, partinin belirlediği politikayı alanlarında uygulamaya koyarlar. Örneğin, ne diyoruz? Belediyeler kreş açsın. Nerede? Yoksul mahallelerde. O zaman bu partinin bir politikasıdır ve belediye başkanı yoksul mahallelerde kreş açar ve parti de bunu takip eder. Belediye başkanları parti politikasını belirleyemezler. Kimin cumhurbaşkanı seçilip seçilmeyeceğini, kimin aday olup olmayacağını partinin kendisi belirler."
- (Burada yaptığınız konuşmada 'FETÖ ajanlarını partiden uzaklaştıramadığım için özür dilerim' dediniz. Kimdir bunlar?" sorusu üzerine) "Şimdi bu konu, Özgür Bey'in Kübra Par'a yaptığı bir açıklamada, MİT Müsteşarı Sayın İbrahim Kalın'la görüştüğünü, partide FETÖ'cülerin olduğunu; üye alımlarında CHP'ye FETÖ ve diğer örgütler sızmasın diye MİT'ten istihbarat desteği istediğini söylemesi... Kamudan destek alınmaz. Yani siz gidip MİT’e 'Gel bütün bu parti üyelerine bak, bunların içinde FETÖ'cüler var mı yok mu, bize bilgi ver' diyemezsiniz. MİT’in böyle bir görevi yok. MİT; FETÖ'cü varsa gelir, kulağından tutar alıp götürür. Bitti, bu kadar basit. Siz devleti tanımıyorsunuz. Devlet dediğiniz kurumun çalışma yöntemini bilmiyorsunuz. Devlet böyle yapmaz."
-“İlk kez kullandığım bir deyim, cumhuriyetçi stratejik özerklik. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi şunu savunur, Türkiye bir egemen gücün taşeronu olamaz. NATO'nun da taşeronu olamaz. Türkiye bağımsız bir ülkedir. Türkiye'nin bulunduğu coğrafya önemli bir coğrafyadır. Bu coğrafyada Türkiye dominant ülke olmak zorundadır. Türkiye bir ara 'Osmanlı coğrafyası' dedim kıyamet koptu, vay gidip oraları işgal mi edeceğiz? Hayır efendim hayır. Osmanlı coğrafyasından kastettiğim Osmanlı coğrafyasıyla bizim kader birliğimiz var, tarihsel birliğimiz var, kültür birliğimiz var, inanç birliğimiz var, beraber olma birliğimiz var. Biz kız alıp vermişiz, düğünler yapmışız, eğlenmişiz, yeri gelmiş kavga etmişiz. Ama artık 21. yüzyıldayız ve Türkiye bu ülkelerin tamamına ihracat yapmak zorundadır, kültür birliği sağlamak zorundadır, onlarla beraber olmak zorundadır. Türkiye kendisini göstermek zorundadır bu bölgelerde. Rahmetli Özal gitti ne yaptı? Libya'yla ortak şirketler kurdu değil mi? Ne kadar güzel Libya'yla ortak şirket kurmak bizim aleyhimize mi değil. Gittik Libya'yla anlaşma yaptık değil mi 'mavi vatan'ı garanti altına almak için? Güzel mi güzel. Rahmetli Ecevit gitti Kıbrıs'ı aldı değil mi? Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu. Ben oraya 'Kuzey Kıbrıs' demiyorum, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti oranın adı. Resmi adının Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olması lazım. Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile bizim Doğu Akdeniz'de haklarımız güvence altına alındı. Şimdi biz bunları 'cumhuriyetçi özerklik'ten kastettiğimiz o. Cumhuriyetçisiniz evet, dominantsınız evet, güçlüsünüz evet. Biz Rusya'yla da bağlantı kurarız, Çin'le de bağlantı kurarız, Türk Cumhuriyetleriyle de beraber oluruz, Mısır'la da beraber oluruz. Ama hiçbir egemen gücün taşeronu olmaz Türkiye. Onun için cumhuriyetçi bağımsızlıktan söz ediyorum."
- “Bu rejimin değişmesi lazım. Tek adam rejimi olmaz. Bir kişi devleti yönetemez. Gerçek anlamda kuvvetler ayrılığının olması lazım. Gerçek anlamda bir parlamento olması lazım. Darbe hukuku değişmediği sürece Türkiye düzelmez. 12 Eylül darbecilerinin yaptığı yasalar hala yürürlükte, seçim kanunundan milletvekili kanununa kadar.”
- (Tüm CHP’lilere hitaben) “Partinize sahip çıkacaksınız. Yukarıdaki tartışmaların parçası olmayacaksınız. Siz partilisiniz. Yukarıda kavga, tartışma olabilir ama partililer partilerine sahip çıkacaklar. Kural budur.”
21.05.2026
20.05.2026
20.05.2026
15.05.2026
15.05.2026
07.05.2026
06.05.2026